Gönderi

“Eppur sie muove” *
10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2024 48. kitabı
(Her şeye rağmen dünya dönüyor)* İnsanların gönüllerindeki sırları pamuk gibi lif lif edip açığa vurduğu için "Hallac" ve davasının zafere ulaşmış olduğuna işaretle de "Mansur" (Hallâc-ı Mansur) adıyla, bilinir... -ayrıca; ●Hindistan’da "Al-Mucit" (icad eden, yaratan), ●Çin ve Türkistan’da "Al-Mukit" ●Horasan çevresinde "Al-Mamayyaz" veya "Al Şah Hallac Al-Asrar" (sırları çözenlerin Şahı) adlarıyla anılan Hallacı Mansur’un asıl adı Hüseyin’dir. Hicri 244 (Milâdi 857-8’de) Güney İran’ın Fars eyaletin-de Bayza yakınlarındaki al-Tur kasabasında doğdu. Büyük babası Mahamma Al-Bayzavi, Zerdüşt inancına mensuptu. Çok erken yaşlarda kendini tasavvufa veren Mansur’un en yakın dostu ve hocası Cüneyd Bağdadi idi. Mansur, 877-897 yılları arasında tam yirmi yıl Cüneyd Bağdadi’nin yanında kaldı. Cüneyd’in uyarılarına rağmen hakikatı açığa vurmaktan çekinmeyen Hallac’ın hocasıyla araları açıldı. 897’de Cüneyd’den ayrılan Hallac, sufi elbisesini çıkartıp, yerine “kaba” adı verilen bir tip elbise ve kolsuz bir cübbe (murakka) giyip fikirlerini yaymak üzere baş açık, yalın ayak yollara düştü... Önce Mekke’yi ziyaret etti, daha sonra Horasan’a geçti; Mave-raünnehir, Sicistan, Kirman, Türkistan, Hoten, Turfan, Hindistan, Çin’i, Maçin’i (Çin’in güney bölgesini) dolaştı; Kaşmir’deki Hindular, Maçin’deki Türklerle buluştu ve Türkler arasında, özellikle Horasan, Meveraünnehir ve Türkistan bölgelerinde tasavvuf hareketinin geliş-mesinde önemli rol oynadı... Daha sonra yukarda saydığım bölgelerden Anadolu’ya gelen, Anadolu Alevi-Bektaşi inanç ve öğretisinin temellerini atan, başta; ●Hace Bektaş Veli olmak üzere ●Rum erenlerinin, ●Ahiyan-ı, Rumların ●Baciyan-ı, Rumların ●Gaziyan-ı Rumların ●Abdalan-ı Rumların, yani tüm Anadolu Erenleri ve Bacılarının aynı mistik görüşte olmaları Hallâc-ı Mansur sayesinde demek mümkün olabilir... Hallac’ın din konusundaki gizemci ve bâtıni (içrek) yorumları, ortodoks İslâm’ın zahiri yorumuyla (şeriatla) bağdaşması mümkün değildi. Hallac, şekilci, içten olmayan, yapmacık, akla ve mantığa dayanmayan zahiri din anlayışına karşıydı. O’na göre inançta esas, ilim irfanla, arınmış, temiz bir kalp ile öze inmek, hakikata varmak, vahdet sırrına ermek; Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta görmek ve Hak ile Hak olmaktır. Hace Bektaş Veli’nin de bir deyişinde ifade ettiği gibi, insan ne ararsa kendisinde arama-lıdır; Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değil. Hallac-ı Mansur’a göre, en makbul hac, Hakk’ın durağı olan gönül kâbesine yapılan hacdır... Hallac, savunduğu „Enelhak“ düşüncesiyle, dini ve siyasi birçok çevrenin dikkatini ve tepkisini üzerine çekti; 912’de tutuklanıp hapse atıldı. Halife, O’nu hapise attırdı. Önce üçyüz değnek vurdular. Sonra darağacına götürdüler. O’nu, al-Tak Kapısı’nda kurulan darağacına götürdüklerinde, O, eğilip darağacını öptü ve ayağını merdivene koydu... ●"Kendini nasıl hissediyorsun" diye alay ettiler. Hallac, "gerçek insanın yükselişi, darağacın en uç tepesinden geçer" diye yanıt verdi... ●Sonra ellerini kestiler; O, güldü. Dediler ki “bu gülmek nedendir?” Hallac dedi ki: “Bu eller, istemek elleridir; kesmek acı vermez. Er odur ki, sıfat elini arşın üzerinden çeke ve kese. O el, açgözlülük elidir..." ●Ayaklarını kestiler. O gülümseyerek, "bu ayaklarla dünyayı dolaştım. Şimdi her iki dünyada da dolaşacak diğer ayaklarım vardır. Yapabiliyorsanız, bu ayaklarımı kesiniz!” dedi... ●Sonra, kanayan kollarını yüzüne sürdü, böylece yüzü kana bulandı. O’na, "neden bunu yaptın?” diye sordular. Hallacı Mansur şu yanıtı verdi: "Çok kan kaybettiğim için yüzümün rengi soldu. Sizler zannediyorsunuz ki, bu sararma korkudandır. Kanı yüzüme sürdüm ki, yanaklarımın kızıllığı gözlerinize ilişsin.”.. ●Sonra gözlerini oydular. Daha sonra dilini kesmek istediler. Mansur: “Son bir cümle konuşmama müsaade ediniz” dedi ve göğe doğru haykırdı: “Ey Tanrım! Senin uğruna bana eziyet eden bu kullarını cezalandırma (affet); sonsuz saadetlerinden, mutluluklarından mahrum bırakma. Allahım, sana hamd olsun, zira sana gelen yolda yürürken, bunlar ayaklarımı kestiler. Eğer başımı da keserlerse, o zaman beni, zatı şahanelerinizi görebileceğim darağacın en uç tepesine çıkarmış olacaklardır.”.. ●Sonra burnunu, kulaklarını kestiler. Hallac’ın söylediği son söz şu oldu: “Bire (Hakka) olan aşk, Onunla birliğe götürür.” Son sözlerinden sonra, dilini kestiler. Akşam namazında ise başını kestiler. Onlar bunu yaparken, O gülümse-di. Hallac, ruhunu böyle teslim etti…” Hallacı Mansur’un toprağa akıtılan kanın-dan, Dicle’ye savrulan külünden ve yüreklere gömülen düşüncesinden yükselen nidalar, hep "Enel-Hak!“ oldu. ●"Ene'lhak” (Ben hakkım); sözüm, özüm haktır; Hak, hakikat, doğruluk bendedir... Hallac-ı Mansur, „Ene'l hak” yerine herhalde "Ene'l bâtıl" yani; (ben gerçek değilim) diyemezdi... Ünlü İtalyan astronomu ve fizikçi; “dünya dünüyor” dediği için engizisyon mahkemesine çıkarılan Galileo (1564-1642) savunduklarından vazgeçmeyip ayağını yere vurarak “Eppur sie muove” (Her şeye rağmen dünya dönüyor)” dedi. Böyle yapmasaydı şimdi tarihin çöplüğünde olacağı kesindi... tarih direnenleri esas alır onları yazar... şairin dediği gibi ; Vurmak için Hayatın alın çatına Esaret damgasını Dayadılar bir kez daha Kan içmiş teslimiyet şirretini Dal boynumuzun dik duruşuna... Hallacı Mansur, davası uğruna serini verdi, ama sırrını vermedi. Hallac’ın kesik başı, Dicle köprüsü üzerinde iki gün asılı bırakıldıktan sonra, Horasan’a götürülüp, bölgede dolaştırılarak teşhir edildi. Bedeni yakılıp, külü Dicle sularına atıldı; insanlığa ışık tutan düşünceleri ise, gönüllerde ebedileşti.. Bir rivâyete göre, Hallacı Mansur’un, Dicle sularına atılan külünün bile, "Ene'lhak!…” diyerek sular üzerinde çağlayıp aktığı söylenir... Keyifle okuyunuz....
Bağdat`ta Ölüm - Hallac-ı MansurWolfgang Günter Lerch · Yurt Kitap Yayın · 20121,759 okunma
·1 alıntı·
8 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Offf Cemo can emeğine sağlık , yüreğimi dağladınn 👏🏼👏🏼😢😢işkenceler de ölenlere bin selam olsun ✌🏼✌🏼
Okurken kahroldum ya.
cemo
Gönderi Sahibi
Seyyid Nesimi ve hatta Bruno ve hatta daha onlarcası bu zulme maruz kalmış kimisi şeriat kimileri engizisyon mahkemelerinde... nitekim unutulmayan olarak yargılayanlar değil yakılarak katledilenler aklımızda kaldı...
İşkencelerde yazıyor mu kitapta. Yüreğim acıdı.