Latife Tekin, hep duyduğum bir isimdi ve listemdeydi. Ancak kendisiyle tanışabildiğim kitap, "Zamansız" oldu. Yazarımızın ağır, sembollerle dolu, biraz üst segment bir anlatımı var. Yani onun alt metinlerde söylediklerini anlayabilmek için algılarımızın tamamen açık olması gerekiyor. Tekin, anlatımıyla hissettiklerimizle düşündüklerimizi karıştırmayı seviyor; allak bullak oluşumuz, aslında onu besleyen bir materyal... Anlattığı konu üzerinde sembollerden yararlanıyor, yani bu romanında aşk üzerinden çokça sembol ve kuvvetli imgelemler görüyoruz. Bu imgelemleri, aslında Latife Tekin'in navigasyon sistemi olarak görebiliriz. Yönünü, imgelemlerin çıkardığı yollarda bulmayı seviyor. Üslubunda bahsettiğim ağır ve ağdalı anlatımı, bununla alakalı... Daha önce Latife Tekin okumayanlar için, "Zamansız" ile başlamak ağır kaçacaktır, bunu belirtmeliyim.
Masalsı bir dünya, düşsel varlıklar karşımızda... Yazarımız, bu kısa romanında bizi düşsel bir yolculuğa çıkarıyor. Kitapta kurgumuz, belirsiz bir mekanda ve yer olarak gölde geçiyor. Aşk kapıyı çalıyor ve gelincik ileyılan balığının aşkına şahitlik ediyor gözlerimiz... Yani aslında bir arabadan savrularak göle düşen yılan balığı erkek ile gelincik kadının aşkı bu... Efsaneleştirilmiş bir aşk yaşıyorlar adeta! Tutkuyla, erotizmle bağlılar birbirlerine, erotizm seviyeleri romandaki cümlelerden de anlayabileceğiniz gibi bir hayli yüksek... Sonrasında bu aşkın da etkilendiğini değiştiğini görüyoruz. Bu büyüyü bozan ise, beyaz elbiseli ve çantalı bir kadın. Yani bu aşkı da bulandıran bir insan! Tüm güzel şeylerin insan eliyle yok edilmesi, büyük zararlara uğraması mesajını net bir şekilde alıyoruz. Bu kadın ve çantası hem gölü hem de aşıkların kalbini bulandırıyor. Yılan balığının değişimi, gelinciğin hissettikleri ve yaşadıkları romanda güçlü imgelemlerle vücut buluyor. Açıkçası romanı çok beğenemediğimi ve bana fazla sembolik, fazla ağır geldiğini söylemeliyim.