1882'de dönemin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızı olarak dünyaya gelen Virginia Woolf'un aradan yüzyıllar geçmesine rağmen yanıtının bulunmadığı, sorunun hali hazırda can yakıcı surette devam ettiği bir tartışmayı ele alıyor Kendine Ait Bir Oda kitabında.
Yaşadığı devrin yaşayış biçimine karşı gelerek geçirdiği yıllar ve fikirlerinin önemli dönüm noktası olan Bloomsbury grubuna katılması bazı şeyler üzerinde derin düşünmesine, bunları kaleme alarak yazıya geçirmesine zemin hazırlamış bi' nevi. Bu konulardan biri de kadın, kadın ve edebiyat.
Feminist düşüncenin klasiklerinden sayılan Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf'un İngiliz Edebiyatı tanınmış kadın yazarlarını referans alarak kadın ve edebiyat konusunda tarihe ışık tuttuğu bir eser. Kadının toplumdaki yerini, eşitliğin ve adil davranılmasının sorgulamdığı satırlarda daha önce de hakkında nicesi yazılıp çizilen kadınların yerini bir kadının bakış açısıyla okuyoruz.
Dili dönemine göre ağır olmayan ama kavramak için çaba isteyen bir kitaptı, ana komuya varmam ve okurken düşünmeye itilmem birkaç sayfa uzun sürdü.
Woolf'un penceresinden gördüğümüz toplum kadın profili maalesef olması gerektiğinden farklı... Neredeyse her konuda 'en'leri belirlemeye çalıştığımız; renk, cinsiyet, din, dil farklılıklarının her birinin bir yeri olduğu kabulünün gerçekleşmediği; bunun yerine en iyinin, en güçlünün, en üstünün birer birer seçilip kalanların hor görüldüğü insanlık tarihinde kadın da olması gereken yerde değil ne yazık ki.
Kendince düşüncelerini aktaran ve buna tarih aracılığıyla temel oluşturan Woolf'un kadınlara, kadın yazarlara verdiği naçizane tavsiyeleri de görüyoruz eserde. Kitaba adını da veren şu alıntı az sözle çok şey anlatıyor mesela:
"Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!.."
Para, bir oda ve boş zaman. Özgürlüğün temsili sayılacak üç unsur. Ve tabii 'El alem ne der'i de unutmamak gerek.
Yazdığı diğer kitaplarında da alışılagelmişin dışına çıkan Woolf, cesaretin sembolü ciddi bir konuyu işleyerek adından söz ettirdi yine. Haklı olmasını istemezdim doğrusu, bunları konuşmayı, yazmayı ve bunca asrın ardından hâlâ bazı konularda yerimizde saymak gerçeğiyle karşılaşmayı. Ancak insanoğlu değişim ve gelişimin sınırlarını zihniyeti doğrultusunda çizdiğinden ötürüdür ki henüz ilerleyemediğimiz yollara kendimizden önce ön yargıları ve kalıplaşmış fikirleri gönderiyoruz. Sözcükler tanımlıyor o sözcüklerin tanımını unutuyoruz, anlam arayışında içi boş kalıplara tıkılıyor yine kendi tutsağımız oluyoruz.
Bu vaziyetten sıyrılıp daha iyi bir konuma gelmeyi ancak dileyebilir; Virginia Woolf, Jane Austen, Emily Brontë ve nice isim gibi yazarak değiştirebiliriz. Kimi durumlarda sesiz kalmak kabulleniştir, fikir beyan etmek gerek.
Okurken bana eşlik ettiği ve farkındalığımı tazeleme fırsatı yarattığı için Betül Ocak'a çok teşekkür ediyorum. <3
Ve son olarak,
"İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı."