·880 syf.····Okunma: 23 Nisan 2023 00:00 ‘’The Good Soldier Svejk’’ nam-ı diğer ‘’Aslan Asker Şvayk’’ I. Dünya Savaşı’nın cesur bir eleştirisi, güzel bir kara mizah örneği.
Bu romanı üç kelimeyle tanımlayacak olsam; absürt, komik, sıra dışı derdim. Şvayk’ın roman boyunca karşılaştığı hemen herkes ahlaki yönden sorunlu, görevini kötüye kullanan yoz tipler. İçkiden burnunun ucunu göremeyen, kadın düşkünü rahipler ve askerler, suçlu-suçsuz fark etmeksizin adam asmak için zevkle hüküm veren generaller, savaştan kaçmak için kendini sakatlayan askerler, savaşacak durumda olmayan insanları yalan söyledikleri düşünülerek işkencevari testlerden geçiren askerî tabipler ve bu yozlaşmış bürokrasi sarmalı içinde ezen ve ezilen daha birçok isimsiz insan... Ve bunların ortasında bir de ahmak, saf ya da bizim ahmak ve saf sandığımız Aslan Asker Şvayk.
Şvayk, tam bir ‘’nabza göre şerbertçi’’dir. Her ne kadar askerden kovulmasına sebep, kendisinin raporlu bir ahmak olmasıysa da fakat olaylar ilerledikçe durumun pek de öyle olmadığını anlıyoruz. Şvayk bazen gerçekten çok ahmakça davranışlar sergiler fakat çoğu zaman rahat ve boyun eğen tavırlarıyla olumsuz durumları bertaraf eder. Üstlerine karşı saygılıdır, emirleri harfiyen hatta bazen abartılı şekilde yerine getirmeye çalışır ve başını türlü belalara sokar. Etrafındaki hemen herkesi çıldırtsa da kimse ondan vazgeçemez, kurtulamaz. Döner, dolaşır kellesini kurtarır; buradan dönmez, artık iflah olmaz denilen yerden yine başını uzatır ve masum gülümsemesiyle sinirleri bozar.
Şvayk aslında bir tiptir. Romanda saflıkla kurnazlık, ahmaklıkla akıllılık arasında bir çizgide gidip gelir. Ama tüm davranışlarında o küçük insanın ezginliği vardır. Ne kadar horlanırsa horlansın yine de sinirlenmez, renk vermez, görevinin gereği neyse yerine getirmeye çalışır. Zaman zaman kendisinden beklenmeyen çıkışları da olur. Bazen o kendine has dürüstlüğü, kendi başına bela olduğu gibi bazen de başkalarını yakar.
Romanın tümünde olay akışından bağımsız, Şvayk’ın çeşitli durumlardan hareketle hatırladığı ve anlattığı birçok hikâye görüyoruz. Şvayk’ın bir ahmak olmadığını sadece bu anlattığı hikâyelerden hareketle de söyleyebiliriz. En ince ayrıntısına kadar anlattığı bu hikâyeler, biz okuyucular ve Şvayk’ın dinleyicisi olan kahramanlar için zaman zaman yorucu olsa da romanın o absürt havasını çok iyi yansıtıyor. Yine Şvayk’ın ettiği asker yeminini ezbere tekrar etmesi benim dikkatimi çeken başlıca zeka unsurlarından biriydi.
Günlük yaşamında köpek satıcılığı yapan Şvayk, bu işi pek dürüstçe yapmamakta, çaldığı ya da arkadaşının bulduğu -yani yine çaldığı- sokak köpeklerini soylu, cins köpekler diye yutturarak insanlara fahiş fiyatlara satmaktadır. Fakat dikkatimi çeken şu ki, Şvayk askerde günlük hayatına göre çok dürüsttür. Hemen hemen hiçbir yanlış işe teşebbüs etmez, askerden kaçmaz, emirlerin dışına çıkmaz. Yeri gelir, komutanları için kendini zora sokar. Askerliğe tekrar dönüşü de pek sancılı olur. Önce emir eri, sonra bölük postası olarak Galiçya Cephesi’ne uzanan askerlik macerası roman boyunca işlenir.
Kitabın yazarı Jaroslav Hasek, bu romanı 6 cilt olarak tasarlamış fakat 4. cildin ortalarına geldiği sıralar henüz 40 yaşında hayatını kaybetmiş. Yani yarım kalmış bir roman okuyoruz. Bu durum okuma zevkimi azaltmadı. Galiçya Cephesi’ne varılmak üzereyken hemen hemen savaşın soluğunu hissettiğimiz bir yerde maalesef roman yarıda kalmış. Roman devam etseydi Şvayk ölür müydü, sanırım okuyan herkesin aklında bu soru vardır. 880 sayfalık romanda savaşın kıyısına geliyoruz, savaşın yıkımını da sonlara doğru görüyoruz fakat savaşın içine giremiyoruz.
Romanda hikâye zenginliğinin yanında bol bol diyalog var. Diyaloglar samimi ve canlı. Bol küfrün olduğunu da söylemek lazım. Yazar Hasek’in kendisi de romanı gibi absürt bir tip. İlk cildin sonunda yazarın bir son sözü bulunmakta. Küfür konusunda yazar; ‘’Sert, ağır sözlerin kullanıldığı gündelik dilden ürkenler korkaklardır, onların dudağını uçuklatan gerçek hayattır çünkü; kültür ve ahlaka en çok zarar verenler, bu düşkün yaratıklardır.’’ demiş.
Kitapta Celâl Üster’in düştüğü 200 civarı dipnot mevcut. Celâl Üster dipnot seven bir çevirmen. Kitap I. Dünya Savaşı Dönemi’ni işlediği için hâliyle tarihle ilgili birçok ek bilgiye ihtiyaç duyuluyor. Dipnotlar beni rahatsız etmese de sayıca fazlaydı.
Bir parantez de Can Yayınları’na açmak isterim. Bariz imla hatası çok az olmakla beraber ek eksiklikleri gözüme çarptı. Eksikler sebebiyle cümleleri zaman zaman zihnimde tamamlamak zorunda kaldım. Bu bence ciddi bir sorun. 833. sayfada ‘’öğleye’’ yerine ‘’öyleye’’ yazması tat kaçırdı. Yine ‘’tozpembe’’ gibi bazı bitişik yazılması gereken birleşik kelimelerin ayrı yazıldığı örnekler vardı. Bendeki 8. baskıydı, açıkçası sonraki baskılarda da bu hataların düzeldiğini düşünmüyorum.
Ülkemizde çok sevilen bu eserin 1963’ten itibaren günümüze kadar birçok tiyatro uyarlaması yapılmış ve önemli tiyatrocularımız tarafından oynanmış. Şvayk bize yabancı bir kahraman değil. Aslında Şvayk halkı yansıtan bir kahraman, bir halk kahramanıdır diyebiliriz.
Özetlemek gerekirse Şvayk’ın absürt askerlik maceralarını, Hasek’in eğlenceli üslubuyla okuyacak, yer yer çok güleceksiniz. Küfürler yer yer rahatsız edebilir, Şvayk’ın sürekli araya giren hikâyeleri de zaman zaman yorabilir. Her okura hitap edecek bir kitap olmamakla birlikte oldukça akıcı olduğunu söyleyebilirim.