Mustafa Kutlu , kendi ifadesine göre hikayelerini kıraathane tarzı yerlerde bir oturuşta yazar ve yazığı hikaye üzerinde fazla düzenleme yapmayı sevmez. Günlük konuşma diline yakındır. Atasözleri , folklor ve tolumun klişeleşmiş bazı kültür öğeleriyle geçmişle günümüz arasında bir bağ kurmaya çalışır. Yer yer ironi ve mizahlarına gülersiniz hem de Türk toplumunun gerçek kimliğini, acılarını ve sevinçlerini duyumsarken hüzünlerinirsiniz. Yani hikayelerinde oluşturduğu nostalji dolu sımsıcak hava ağlarken güldürür sizi. Derler ya: Kadir İnanır ağlarken gözbebekleri güler diye... İşte tüm bu söylediklerimin tam da üzerine oturan bir hikaye Uzun Hikaye. Oradan oraya göçebe yaşayan bir ailenin hikayesi.. Gittikleri her kasabanın yerlilelerinin ayrı ayrı hikayeleri birleştirilmiş. Bu kişiler üzerinden Türk tolumunun bir dönemi sosyolojik olarak incelenmiş hikayede. Aile bir tren durağında iniyor, gidecek yerleri yok. Eski bir tren vagonuna yerleşiyor, vagona bir baca yapıyorlar. Hikayede ; vogon, duman tüten baca ve bu sıcak aile adeta bir karpostal resmi çizerek anlatılır. Filme de uyarlanan Uzun Hikayenin başrollerine Kenan İmirizaloğlu tam uymuş.