Bu romanın otobiyografik olması ve yazarın bu mesafesizliği, mesafeli bir hava yaratmış gibi geldi. Duygusallık beklerken yaşananların mantıklı bir çözümlemesine seyirci oldum. Bunu yaparken de şiddet, ırkçılık, homofobiyi mercek altına almış. Noel gecesi Kabiliyeli Reda tarafından tecavüze uğrayan, sonra ölümle yüzleşen Edouard kurban olarak, diğerleri gibi "yetişkin Arap erkek" diye ırkçı yaklaşımla kestirip atmadan, faili suçlamak yerine, onu aklamaya çalışır, aklamak ister aslında. Şiddetin kökenini coğrafyanın şiddetine bağlar. "Nefretle yaklaşılan insanların yazgısı, bilindiği üzere ve kaçınılmaz olarak nefret edilmeye layık insanlara dönüşmektedir." der. Ben bu kadar "kaçınılmaz" yaklaşımı aşırı buluyorum. İnsanların içinde bastırılmış saldırganlık içgüdülerine egemen olabilme tercihine sahip olduğumuzu düşünüyorum, kimileri için daha kolay, kimileri için daha zor. Bazı şeylerin tetiklemiş olması, şiddeti aklamaya çalışmak için yeterli gelmiyor. Haklı bir şiddet olduğuna inanmıyorum.