Merhaba sevgili dostlar.
Hayalkar romanı ile sizlerleyim. Yazarın anlatım dilinden bahsetmek isterim öncelikle. Sanki bir Türk klasiği okuyormuşum gibi hissertiren dili sade bir dil değil. Bilmediğim kelimeler dahi vardı diyebilirim. Ama klasik sever biri olarak yeni kelimeler öğrenmeyi de seviyorum. Ve tabiki bu kitabı da sevdim.
Yazarın ilk kitabı olmasına inanmak biraz zor oldu. Betimlemeler ve anlatım çok ustaca gerçekten. Tarihi kurgu kitapları seviyorum. Klasiğe de benzettiysem gerisini siz düşünün. konusu için sizlere arka kapak ve iki alıntı bırakıyorum.
#arkakapak
On yedinci yüzyıl Anadolu coğrafyası. Tanrı ve mezhep dilemmasında dışlanan, zulüm gören topluluklar. İnsanın bir toprağa kan yoluyla tutturulmadıkça ne denli hür fakat ne denli yalnız ve çorak olduğunun görkemli anlatısı.
Fatma Efe Nergiz, masalsı bir üslupla kaleme aldığı Hayalkâr ile kadim dillerin tınısını da yakalayan bir çıkış romanına imza atıyor. Bu hikâyede kâh Evliya Çelebi ile IV. Murad devri İstanbul’unda esnaf alaylarını izleyecek kâh Yeniçeriler ve Karakullukçular ile sefere katılacaksınız. Sırtını hem tarihe hem de hayal gücüne yaslayan bu anlatıda, sabrın dehlizlerinde gam çeken Topaz’ın heybesinde kötücül duyguların en kesif hali de, köksüzlüğün ve itilmişliğin bir araya getirdiği insanların umudu da kendisine yer buluyor
“Tasarladığı son oyuncağa döndü, tam da önünde ihtişamla durmaktaydı. Adına Hayalkâr dedi. Bu oyuncak bir deveran-ı zaman idi. Hayallerin doğurduğu bir kurmaca. Sadece hayal edebilenlerin yaşayabildiği bir coğrafya.”
#kitaptanalıntılar
" Evin holünde, eşref-i mahlukat gibi bacaklarını iki yana açarak ledünde otururcasına mindere kurulmuş, eline tesbihini almış ve dudaklarıyla zikir değil de cümle belaları çektiğini fark etmeyerekten fısır fısır fısırlanıyordu."
"Renklerin adı kaderlerinden gelir galiba;
Korkunun rengi karanlıktır mesela,
Kaybolmuşluğun ki limon küfü,
Deliliğin alkarası, sahipsizliğin devetüyü,
Aşağılanmanın b rengidir muhakkak ancak pliğin rengi kesinlikle mordur, mor!"