Evet, işte ben ruh dinlendiren kitap diye buna diyorum. Öncelikle incelemenin büyük ölçüde duygu ve fazlaca samimi kişisel yorum içerdiğini belirtmek isterim ~
2019'da bir önceki kitabı okuduğumda ortaokula gidiyordum. İlk kitapta Mafalda'nın görme yetisini kaybettiği anlatılıyordu, bilenler bilir. Gözlük taktığım ve biraz felaket tellallığı yapma potansiyelim olduğu için Mafalda'nın hastalığının kendimde de olabileceğini kurgulayıp kendimi test etmiştim. Kitabın sonunda bu yüzden ağladığımı bile hatırlıyorum. Yani benim üzerimde hatırı sayılır bir tesiri olmuştu. Kitaptan hem nefret etmiştim aklıma böyle bir endişe getirdiği için hem de çok sevmiştim. Şimdi liseye gidiyorum ve ikincisinin çıktığı haberini aldığım gibi okumak istedim. Ve benim için süper bir nostalji oldu diyebilirim. Nostalji kelimesi pek uygun mudur bilemedim fakat yaş itibariyle o geçiş döneminde çok şey değişmiş gibi hissettiriyor.
Kitap bir öncekinden 3 yıl sonrayı anlatıyor. Mafalda büyümüş, 13 yaşına gelmiş ve Flippo ile çok yakın arkadaş olmuşlar. İlk kitaptaki gibi Mafalda sonra sonra duygularını tekrar keşfediyor. Babasının altı aydır işsiz olması sebebiyle aile ilişkileri biraz sorunlu ilerliyor. Ama Mafalda artık kesinlikle daha güçlü ve korkusuz. Bunu, engeli yüzünden zorluk çekeceğini düşündüğümüz bir anda bile o sıkıntılı haline hiç değinmeden Paola Peretti nin sadece o an karakterin yaptığı hareketleri anlatmasından, bize özgüvenini yansıtmasından da anlayabiliriz. Ve bence bu çok hoş ve ciddi bir büyüme/gelişme ibaresi. İnsanları sadece karanlık gölgeler şeklinde görmesine ve sadece kırmızı renkleri seçebilmesine rağmen yeni bir yere gittiğinde veya biriyle tanıştığında tedirgin olmuyor ve rahatça iletişim kurabiliyor. Şöyle bir kendime baktığımda bunu başarmanın çok zor olabileceğini düşünüyorum. Aynı zamanda kitaba yeni karakterler de dahil oluyor. Nino dede ve hippi Elsa... Onlara da çok kanım ısındı.
İlk kitabı okuyanlar için şunu söyleyebilirim: Daha çok trajik ve zorlu bir süreç okumuştunuz fakat bu sefer daha dost canlısı ve rahat gelişiyor her şey. Tahmin edeceğiniz gibi ikinci kitaplar her zaman biraz çerezlik oluyor zaten. Ama her zaman altını çizebileceğiniz şöyle durup "işte bu be" diyeceğiniz paragraflar var.
Lafın başında da dediğim gibi hem şahsi büyümem hem de okuduğum kitabın büyümesini görmek benim için tarifi olmaz bir mutluluk. Belki şu an Dostoyevski'nin sayfalarca süren betimlemelerini, Zweig'in karamsar karakterlerini Charlotte Bronte'nin dağ, tepe, çiçek, böcek dolu evrenindeki İngiltereyi okumaya alışmış ve beynimizi biraz zorlayarak kavramayı öğrenmiş olabiliriz ama her zaman tüm sıkıntıların tatlıya bağlandığı, şeker gibi insanların olduğu ve ümidin adeta damarlarıma işlediğini hissettiğim, ruhumu dinlendiren kitaplar okumaya ihtiyacım var. Hepimizin ihtiyacı var...
İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim ~