Eser, derin politik felsefi anlamı kazanan, 1941-1945 Almanya-Rusya savaşından kaçan bir firarinin hikayesini anlatıyor.
Biliyorsunuzdur bütün eski sovyet ülkeleri Rusya'ya bağlı olduklarından, savaş çıkma durumunda bu ülkelerdeki tüm erkek adaylar savaşa gitmek durumundalar idi. Bu eserde bu savaşta yaşanan olayı anlatıyor.
Kahramanımız İsmail, ne pahasına olursa olsun hayatını kurtarmaya çalışmış, ama aynı zamanda insanlık değerlerini kaybetmiş durumunda.
Savaş başladığında, evlerini yeni bitirmişlerdi ve seferberlik başladığında kocası, diğer tüm erkeklerle birlikte orduya çağırılmıştı. Savaş alanına gitmeden yoldan kaçar ve köyüne gizlice geri döner.
Seyde bir gece aniden kapının çalındığını duyar. Karanlıkta İsmail'in yüzünü görür ve ağlayarak kendini onun boynuna atar. Ordudan kaçıp evine dönmüş. Seyde ilk başta kocasının hayatta ve yakınlarda olmasına çok sevinmişti fakat onu saklaması gerekirdi.
Gündüzleri küçük bir mağarada dinlenir, karanlık gecelerde ise eve dönerdi. Seyde ve kayınvalidesi İsmail evdeyken pencereleri kapatırlar ve kapıları kilitlerler. Seyde, firar ettiği için kocasını kınamiyordu, ama vicdan acabını geçirmek için ve aileyi geçindirmek için gece gündüz çalışmaya hazırdı.
Köye ölüm haberleri gelmeye başlamıştı. Bütün köy sakinler yas tutarken Sayde utanıyordu. Bir gün, kocası hakkında sorgulayan bir dedektifinin onu beklediği köy meclisine çağrıldı. Ölmeye hazırdı ama kocasına ihanet edemezdi.
İsmail annesinin cenazesini uzaktan izlemek zorunda kalır ve insanlar dağıldığında, af dileyerek mezarına sürünür.
Bir gece, İsmail bir komşunun ineğini öldürüp etini Seyde' ye getirdiğinde Seyde tamamen hayal kırıklığına uğrar. Kocasına olan öfkesi ve kararlılığı onu ileriye götürür ve ertesi sabah, suçluyu göstermek için askerleri ve köylüleri toplar.
Oğlunu göğsüne yaslamış başı dik yürüyordu, büyük bir görev duygusuyla onları kocasının sığınağına götürür. İsmail'e o artık erişilemez görünüyordu ve onun önünde kendini güçsüz ve çaresiz hisseder, tüfeğini bir kenara atıp ellerini kaldırarak askerlere teslim olur.
Evet, bir vatana sevgi ve ihanet olan iki ayrı bir karakter görüyoruz ben, ne kadar bir zamanlar biririlerini severek yaşasalarda, hayata bakış açıları ve duyguları ağır basıyor belli zaman sonra.
Şu anda da savaş oluyor Rusya-Ukrayna arasında ve her iki ülkenin adayların çoğu bu savaşa katılmaktansa vatanlarını bırakıp gidiyorlar bir belirsizliğe.
Bu bırakıp gitmeyi ihanet sayanlar da var, sınırlarda yakalanarak zorla götürülenler da var, ama oralardan geri kalanlanlara ne olur belirsiz.
Sen - okuyucu, neyi tercih ederdin? Kalıp asırlardır kardeş bildiği insanlarlı öldürmeyi mi, yoksa evini, memleketini bırakıp aileni de alıp başka gidebileceğin yerlere kaçmayı mi?