Öncelikle kitap aşırı rahatsız edici ama bir o kadar da sorgulatıcı.Zaten iyi olmasının sebebi rahatsızlık vermesi.Bence biraz ütopyalık bir kitaba kayan bir yanı var.İlk olarak yazarın tarzından bahsedecek olursam üslubu argo ama bu kitapta zaten başka tarz kullanılamazdı, bence kullanılsa bile gerçeği yansıtmazdı.Alex karakterini öyle bir yazmış ki yazar,kitap boyunca karaktere karşı her duyguyu besliyorsunuz.Kitapta beni kötü yönden etkileyen birkaç sahne var ki içim cız etti.Özellikle yazarın eşine yaptıklarını hatırladıkça midemi bulandırıyor ve Alex ve arkadaşlarını asla affedemeyeğimi hatırlatıyor.Kitap Alex’in katil olmasından sonra daha da ilginç hale gelmeye başlıyor.Alex’i asla savunmadığım gibi ona uygulanan otomatikleştirmeyi de savunmuyorum.Çünkü bir birey olarak topluma kazandırılmak istense de hiç sağlıklı bir birey olarak çıkmadı karşımıza kitabın ilerleyen bölümlerinde.Kitaptan en büyük çıkarım yaptığım kısım aslında Alex’i iyiliğe zorlamak amacıyla birtakım şiddet içerikli görüntüler izletilerek şiddete karşı boyun eğilmesini öğretmeleri daha sonra da camdan atlayıp hastaneye düştüğü zaman bu sefer kötülüğe zorlanması amacıyla Alex’in beyninde birtakım değişiklikler yapmaları.İkisinin de sonucu kitapta açıkça görülüyor zaten.Bu da şunu gösteriyor ki insan hayatındaki en büyük etkenlerden biri ölçülülük.Kimse yüzde yüz iyi veya yüzde yüz kötü olamaz bir taraf her zaman daha ağır basar(Sineklerin Tanrısı kitabında da aynı konu ağırlıklı işleniyor).Buna da sağlıklı insan profili deriz.Bu da kitaptaki alıntılardan birini sorgulatıyor:”Tanrı biz kullarından ne istiyor?Tanrı’nın istediği iyilik mi yoksa iyiliği seçebilme şansına sahip olabilmek mi?Kötülüğü seçen bir gerçekte iyiliğe zorlanan birinden daha mı geçerli Tanrı’nın gözünde?”Son kısma gelirsek bence Pete kitaptaki kilit karakter.Çünkü çetenin içinde olmasına rağmen kendini topluma iyi bir birey olarak kazandırmayı başarmış.Son sahnede Pete ve Alex karşılaşınca Alex’in içinde bir şeyler uyanıyor ve gerçeklerin farkına varmaya başlıyor.