"Böyle gitmez; duygular değişir, tümden hem de."
9/10
·392 syf.··
2023 28. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2023 21:59
Öncelikle kısa bir tanıtım yapmam gerek sanırım: Elinor ve Marianne iki kız kardeş. Elinor daha çok sağduyulu, aklı öne alan olgun, düşünceli; Marianne ise tutkuyu, zevkleri, sevdiği şeyleri ön plana alan kardeş rolünde. Bu iki kız kardeşin aşk hayatları ve ilişkileri sırasında yaşadıkları olaylar, olaylara karşı verdikleri tepkiler ve duyguları anlatılıyor kitapta. Jane Austen'in ilk kitabı olsa da, birçok kişi gibi benim de okuduğum ilk Austen kitabı "Gurur ve Önyargı''ydı. Sanırım bu yüzdendir ki, kitabın adını gördüğüm zaman tıpkı Gurur ve Önyargı'daki gibi iki aşığın düşüncelerini okuyacağımı düşünmüştüm. Önsözü okuyunca akıl ve tutkunun iki kız kardeşin karakteri olduğunu öğrendiğimde çok sıkıcı bir kitap beni bekliyor diye biraz önyargıyla başladım. Ama hayır kesinlikle öyle değildi. Diğer incelemelerde çoğu kişi Gurur ve Önyargı'yla kıyaslayıp kitabı o yüzden çok beğenmemiş. Evet iki kitabı kıyaslayınca Gurur ve Önyargı romantizm açısından ağır basıyor. Ama ikisini kıyaslayarak yorum yapmak ne kadar doğru tartışılır. Çünkü konu olarak da birbirlerinden farklılar. Ancak Elinor ve Elizabeth benzerliğine vurgu yapmadan geçemem. Hem Elinor hem Elizabeth kendileri acı içindeyken kardeşlerinin üzüntüsünü hafifletmeye çalışan; olgun, sağduyulu, ağırbaşlı ve o dönemin şartlarına, insanlarına göre çok güçlü kadınlar. Zaten 2. kitabı okuduysanız bu kitabı okurken benzerliği daha net görebilirsiniz. Kıyas yapmaktansa bu kitap hakkındaki düşüncelerimi yazayım. Kitabın her sayfasında "Ben Elinor muyum, Marianne mi?" diye düşünüp durdum. Özellikle kardeşi ya da ablası olanlar bu durumu yaşayacaktır, eminim. Marianne'nin özellikle aşk hakkındaki düşünceleri başta bana çok cazip geldi: aradığı kişide bulunması gereken en önemli özellikler aynı zevkleri paylaşması, eğlenmek, sürekli sohbet edebilmek... Ama ilerledikçe anladım ki her ne kadar böyle bir kişi istesek de hayat asla o kadar toz pembe değil. Elinor bunu biliyordu bu yüzden her şeye daha gerçekçi yaklaşıyordu. Belk Marianne gibi romantik düşünmeye yatkın olduğum içindir, başta Elinor'a ısınamamıştım. Ancak bu çok sürmedi. İlerledikçe Elinor'un düşünceleri, sağduyusu, davranışları hayranlık verdi. Kitapta "Ne? Nasıl yani? Cidden bunu yaptın mı ?!" diye şaşırdığım çok yer vardı. Bu açıdan kitabı daha çok sevdim. Zaten sürükleyen konu da bizi şaşırtmasıydı. Belki de bu şaşırtmalar bizim ordaki karakterlerin yaptıklarına karşı olan önyargımız içindi.Tıpkı Mr. Darcy'e yargısız infaz yaptığım gibi Edward ve Willoughby'i de olayları bilmeden çok suçladım. İnsanız işte. İlk başta hiç olay olmayınca sıkılıp bırakırım diye düşündüm, siz de düşünebilirsiniz ama bırakmayın. Çoğu klasikteki gibi olaylar sonradan başlıyor. Sevmediğim şey çok isim olmasıydı. Hepsi birbirinin soyadını taşıdığı için "Bu kimin nesiydi ya" diye bunaldım. Kitabın sonunu mutlu sona bağlaması imkansız diye düşünsem de Jane Austen bu. Bir şekilde bağladı ve güzeldi de. Elinor'un sağduyusu hep vardı ancak Marianne öyle değildi ve yaşadığı olaydan sonraki karakter gelişimini çok beğendim. Ama bu sonlara doğruydu. Keşke daha çok görebilseydik. Jane Austen'ın en çok sevdiğim özelliği o dönemde herkes paraya, eve, servete düşkünken karakterlerinin gerçek aşka önem vermesi. Kendisinin aşkına kavuşamadığını bilerek okumak, mutlu sonları üzücü kılıyor sanki. Son olarak, Gurur ve Önyargı'yı okuyup buna geçiyorsanız aynı etkiyi beklemeyin. Ama sırf o beklentiyi karşılayamayacaksınız diye de Akıl ve Tutku'yu okumamazlık etmeyin. Jane Austen ilk kitabı olmasına rağmen hisleri insanın içine işlemeyi başarmış..
Edebiyat & Roman
Akıl ve TutkuJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20249,4bin okunma
·
174 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.