Büyük İslam mütefekkiri A. Avni Konuk, Savaş Barkçin, Enderun Sohbetleri (42. bölüm), Vav TV. Notlarım:
Tasavvuf
·
959 Gösterim
21 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
zülfikar
Gönderi Sahibi
• Mevlevi büyükleri genelde son zamanlarına kadar evlenmiyorlar, mücerret kalıyorlar. Ahmed Avni Bey de öyledir. Son yıllarında dul bir kadın alırlar ki, vefat ettiklerinde maaşları bir hanıma destek olsun diye.
inceliğe bak
zülfikar
Gönderi Sahibi
• Hangi mahareti varsa onu boş bırakmamış. Çünkü müminin nadası olmaz. O sürekli işleyendir. Rençber renç'den gelir, sıkıntı çeken demektir. Mümin sıkıntı çeker.
zülfikar
Gönderi Sahibi
• Avni Bey'in Amiş Efendi ile tespit edebildiğimiz beş görüşmesi olmuştur. Her görüşmeden sonra hemen kapıdan çıkınca eline bir kalem kağıt alıp sohbeti kaydetmiştir.
zülfikar
Gönderi Sahibi
Ahmed Amiş Efendi Bu kitabın sonlarında bu diyalogların üç tanesi olması lazımdı. İnternetten pdf'sine erişilebilir.
zülfikar
Gönderi Sahibi
• İmam Rabbani'nin vahdet-i vücudu eleştirmesi yaşadığı coğrafyanın şartlarıyla da ilgili olabilir. Çünkü hinduizmin Tanrı-Âlem anlayışına evrilme tehlikesi çok büyüktür (İsmail Güleç).
zülfikar
Gönderi Sahibi
• Nota öğrenmemeyi tercih ediyor. Sorduklarında neden diye, musiki edebim bozulur diyor. Nota alfabe gibidir. Müziğin kendisi, yazıya geçirilmiş hali olan notalarıyla aynısı değildir. Yazı onun tutucusudur. Nota müziğin aracısıdır. Meşk etmeksizin notadan takip ederseniz tekdüze olur, kuru olur, ruhu gelmez. Notaya bakarak müzik yapmak yazıya bakarak konuşmak gibi olur. O da diyor ki, ben nağmelerin hakkını vermem için aracıyı aradan çıkarmam lazım. Kalbimin önüne herhangi bir aracıyı engel olarak koymamam lazım. Musiki edebim bozulur. Çünkü musiki samimiyet isteyen bir alemdir. Hissetmediğin şeyi aktarmaman gerekir.
Reklam
zülfikar
Gönderi Sahibi
• Zekai Dede bin bir gün çile çıkarmadan şeyh olmuştur. Hüseyin Fahreddin Dede ona icazet veriyor. Hüseyin Fahreddin Dede onun musiki talebesiydi.
zülfikar
Gönderi Sahibi
• Arapça Farsçayı ne ara öğrendi? Fatih Camii'ne devam etti. Orada dersiamlar tarafından her bir sütunun dibinde verilen dersler var. Biz bugünkü camiler gibi düşünürsek anlayamayız. Bir sütunun dibinde Mesnevi, öbüründe Farsça, berikinde fıkıh dersi verilirdi. Hatta Akif de Esat Dede'den Farsçayı bu şekilde öğrenmişti. Belki aynı halkadaydılar. Bu dersiamlar bu işi gönüllü yaptılar. Daha sonra devlet bunlara maaş bağladı.