·383 syf.····Okunma: 23 Mayıs 2023 21:07 Öncelikle kısaca kitabı özetleyeyim. Ana, bir başkaldırıyı simgeler ve anlatır. Zaten kitapta kıvılcımlanan sosyalizmin temelinde de başkaldırı yatmaktadır. Kitabın başkarakteri Pelageya Nilovna sıradan, monoton ve tekdüze bir hayatı olan cahil bir ev hanımıdır. Kocası Mihail Vlasov ise güçlü ve kaba bir fabrika işçisidir. Gerçekten kaba biridir ve karısını sürekli döven biridir. Tabi kitaptan bu durumun 20.YY başı Rusya’sında halk genelinde yaygın olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Bu çiftin Pavel Vlasov adında çocuğu vardır. Mihail Vlasov öldüğünde Pavel de fabrikada işçilik yaparak hayata atılır.
Ancak annesinin dikkatini bir şey çeker. Pavel 20.YY. Rusya’sındaki erkeklere göre çok farklıdır. Annesine oldukça kibar davranır, sessizdir, içki içemez ve sürekli kitap okur. Annesi bu durumu biraz irdelediğinde Pavel’in bir davaya gönül verdiğini öğrenir. Bu dava kitabın geçtiği zaman ve ortam olan 20.YY başlarında, Rusya’da geçen sosyalizm hareketlenmesidir. Ben buraya kadar olan kısmı kitabın altyapısı ve başlangıcı olarak değerlendiriyorum. Asıl hikaye bundan sonra başlıyor.
Kitapları yorumlarken yazarlarına ve hayatlarına da bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Maksim Gorki çocuk yaşta babasını kaybetmiştir. 11 yaşında ise annesini de kaybederek tamamen öksüz kalmıştır. Gorki 8 yaşında çalışmaya başlamış bir insandır. Eğitim hayatı ise sadece birkaç aydan ibarettir. Görüldüğü üzere Gorki, tabiri caizse “hayatın sillesini” yemiş biri ve hayatın gerçekleriyle çocuk yaştan itibaren tanışmıştır. 8 yaşından itibaren çalışmasıyla birlikte de Rus işçi sınıfını tanımış ve hatta içinden biri olmuştur.
Kitabın yazıldığı tarih olan 1906 ise Rus işçi ve köylü sınıfının devrim için hareketlendiği yıllardı. 1905 Devrimi yeni başarısız olmuştu ve sonuç alınamamıştı. 1915 Ekim devrimine giden süreç devam ediyordu. Halka bakacak olursak üst sınıf hariç fakirdi. Kadınlara da kitapta görüldüğü üzere aşağılanıyor, hor davranılıyor ve şiddet uygulanıyordu. Kitapta kadınlar adeta fabrika işçiliği yapan erkeklerin stres topu işlevinde gösterilmiştir. Pavel ve arkadaşları bunun nedenini anlıyor, bu durumu işçilerin ağır iş koşullarına rağmen karşılıklarını alamamaları ile eşlerine yansıttıklarını düşünüyor.
Pelageya Nilovna, yukarıda da bahsettiğim gibi cahil, sıradan ve tekdüze hayata sahip bir ev hanımı. Eşi de öldükten sonra tek odağı biricik sevgili oğlu Pavel olur. Pelageya genel olarak ürkek, duygusal ve anaç biridir. Pavel’in sosyalist olduğunu ve bu dava için çabaladığını öğrenince de ilk başta ürker. Çünkü başlarına ve özellikle oğlunun başına bir kötülük gelmesinden korkar. Çünkü cezası ölüm, hapis veya sürgündür. Oğlunun işlediği siyasi bir suçtur. Fakat oğlunun anlattıklarından etkilenerek ve ona inanarak Pavel’in gerçeklere hizmet ettiğini düşünür. Bunu etkileyen bir faktörün de Pavel’in babasının aksine (Rus erkeklerinin aksine) oldukça kibar, dürüst ve doğru bir insan olduğunu düşünüyorum. Fakat yine de ürkmektedir. Önce Pavel’in dava arkadaşları ile tanışır. Onları ilk başta kötü insanlar olarak görse de daha sonra böyle olmadıklarını görür. Hatta hepsini evlatları gibi sever. Bu davaya ileride oğluna ve arkadaşlarına olan sevgisinin de etkisiyle gönül verir. Bu davaya gönül vermesiyle de sıradan bir ev hanımı olmaktan çıkar ve öğrenmeye aç biri haline gelir. Yaşamı macera dolar.
Kitap her ne kadar Gorki tarafından Rus Devrimi’ne adansa da sadece sosyalist hareketi anlatan ideolojik ve siyasi bir kitap değildir. Aslında bu tarz ideolojik davaların insanları, neferleri ve hatta bu davayı 3. şahıs olarak izleyenlerin hayatına bile etkisini anlatmaktadır. Pavel, Sandrin’e; Andrey, Nataşa’yı seviyordur. Bu karakterlerin hepsi aynı amaca hizmet etmektedirler ve birbirlerini sevmektedirler. Ancak gerek davaları gerekse imkansızlıklar yüzünden asla bir ilişkiye ya da evliliğe yönelmemişlerdir. Pelageya da bu duruma şahit olmaktadır ve içi içini yemektedir. Ayrıca bu davanın neferlerinin de birbirlerine ne kadar sahip çıktıklarını ve içli dışlı olduklarını da rahatlıkla görüyoruz. Halbuki çoğunun geçmişten gelen veya herhangi bir kan bağları bulunmamakta.
Kitabın genel olarak yazımını ve üslubunu değerlendirecek olursam Rus edebiyatı bana hep ters gelmiştir. Bunu kültür farklılığına da bağlayabilirim. Örneğin, Pelageya’nın hayatındaki kişilerin öncelik sırası çok çabuk değişiyor ve farkına varamıyorum. Önceleri oğlundan sonra Andrey’i çok seviyorken, Fedor Mazin’in dayak yediğini gördükten sonra ona karşı yoğun muhabbet besliyor. Ben bir okur olarak bu tarz durumları çok kez kaçırdım. Ayrıca betimlemeler sade cümlelerle kurulmuş fakat çok yoğun ve sık olması sebebiyle çoğu zaman hikayeye odaklanmakta da zorlandım (bu Gorki’nin bir özelliği olabilir). Pavel’in pek çok arkadaşının olması ve bunların da arkadaşlarının olması karakter bolluğunu bir hayli arttırmış. Bu yüzden kitabı okumaya her ara verdiğimde karakterleri de unuttum.
İncelememi şu sözlerle bitireyim. Pelageya gerçek bir “Ana”. Mangal gibi bir ana yüreğine sahip. Ana; bir annenin gözünden evladının ve arkadaşlarının, gerekirse ölümü göze alarak bir dava uğruna mücadeleleri, başkaldırılarıdır.