Eğitim adına tüm kitaplar okunmalı, özellikle de eğitimciler tarafından. Farklı bakış açılarını sahip olmalıyız.
İçerikten kısaca bahsetmem gerekirse,
Yazar okulsuz bir toplumu sosyal, politik ve ekonomik yönden ele almıştır. Okulun ve
zorunlu eğitimin toplumu kutuplaştırdığından, dünya uluslarını uluslararası bir kast sistemine
göre derecelendirdiğinden sıklıkla bahsedilir. Eşit eğitim fırsatının uygulanabilirliğini ancak
bunu zorunlu eğitime endekslemek elma ile armudu eşitlemek gibi olduğu vurgulanmaktadır.
Okullarda, değerli bir eğitimin okula devam neticesinde oluşacağı, eğitim değerinin
verilerle artacağı ve sonunda bu değerin not ve sertifikalarla ölçülebileceği ve belgelenebile-
ceği öğretilmektedir. Okullar öğrencileri her şeyin ölçülebildiği bir dünyaya sokar. Oysaki
kişisel gelişim ölçülemez. Kişisel gelişim yaratıcılıktır, özgünlüktür.
Öğretmen olmadan da öğrenmek mümkündür. Nasıl yaşayacağımızı, sevmeyi, düşün-
meyi, hissetmeyi okul dışında öğreniriz. Öğrenme başkasının yönetimine en az ihtiyaç duyu-
lan insan etkinliğidir. Yaşantılarımız sonucu öğrenme gerçekleştiririz. Okullar öğretmenler
için iş imkânı oluşturur. Çocukların okulda neler öğrendiği kimsenin umurunda değildir.
Kitap geneliyle okulda var olan problemlerden hatta okulun bir problem kaynağı oldu-
ğundan bahseder. Bu nedenle öğretmen adayları olarak okullar için farklı bakış açına sahip
olmamızı amaçlamıştır. Var olan sorunları iyileştirmek ve daha başarılı bir eğitim için neler
yapılması sorusunun cevaplarını aramaya itmiştir. Bu kitabın güçlü yanını göstermektedir.
Kitabın zayıf yönü ise dilinin çok ağır, cümlelerin uzun ve dağınık olmasıdır.
Kitabın geneli hakkındaki duygularım ne yazık ki olumlu değil. Ağır bir dil kullanıl-
mış. Böylelikle anlamayı güçleştirmiş. Aynı yeri birçok kez okuduğum ve yer yer sıkıldığım
zamanlar oldu. Illich, buzdağının görünmeyen tarafını gösterirken öğretmenleri epey yargıla-
mış. Öğretmen adayı olarak rahatsız olduğumu söyleyebilirim. Bahsedilen sorunlar beni ka-
ramsarlığa itti, mesleğimi sorgulamama sebep oldu. Bunlara rağmen eğitim açısından her ba-
kış açısını kazanmamız gerektiğinden okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Okulsuz bir toplum nasıl var olabilir düşüncesiyle epey boğuştum. Ben okulun var ol-
masını ancak geleneksel bir yaklaşım olarak değil, yaparak yaşayarak öğrenmeyi temel alan
eğitimi savunuyorum. Okulun -hele ki hali hazırda var olan bir düzenin- yerini doldurmak zor
olacaktır. Ancak eğitim sistemi için değişikliklere gidilebilir.
Illich, "Yasalar kimseye araba kullanma yolunda bir yaptırım uygulamamakta, fakat
herkesin okula gitmesini zorunlu kılmaktadır." sözü ile ABD eğitim sistemine sert eleştiri
yapması dikkatimi çekti. “Okul, diğer ticari mallar gibi aynı yapıya sahip aynı sürece göre
uyarlanmış bir eşya satmaktadır: Müfredat." cümlesi de yine dikkatimi çeken cümlelerden
biriydi. Ayrıca okullardaki amaç yoksunluğundan, bireyin ilgi ve ihtiyacının göz ardı edilme-
sinden yakınılmış, yazarın bu düşüncesine katılıyorum.
1970’lerde yazılan bir kitabın günümüz sorunlarına çözümler sunması yazarın ileri gö-
rüşlülüğünü gösteriyor. Kitaba -her ne kadar tamamıyla kabul etmesem de- saygımı arttırdı.
Okulsuzlaşma mümkün olmayabilir fakat okulda verilen eğitimdeki değişiklikler so-
runların çözülmesini sağlayacaktır. Fakat buradaki tek görev öğretmenlerin değil, aile ve kişi-
nin kendisine de düşmektedir. Birey sürecin farkında olmalı, ilgi ve yeteneklerini belirlemeli-
dir. Kendi öğrenmesinde sorumluluk almalıdır.
Günümüzde örgün eğitim yanında yaygın eğitim de varlığını sürdürmektedir. Okullar
tamamen varlığını yitirmese de birey motivasyonu ile yaygın eğitimlerden faydalanabilir.
Çevrimiçi platformlar, halk eğitim merkezleri yaygın eğitim kapsamına girer.
“Okulsuz Toplum” Illich tarafından yaratılmış bir ütopyadan ibarettir. Tam anlamıyla
gerçeklik durumunu yansıtıyor diyemem ancak günümüz “okul” sorunlarının çözümüne ışık
tutuyor diyebilirim.