Cengiz Aytmatov’un ismi ile müsemma bu önemli eseri, bir günün yaşanmışlıkları ve hatırlattıkları ile nasıl olur da bir asır kadar uzun olabileceğini gözler önüne seriyor. Önce kitabı okuyup sonra yazarın hayatını okuduğum için aslında kitapta ilim, bilim, kültür ve değerleri adına ölen ya da öldürülen Ebu Talip’in, yazarın babasını anlattığını sonradan öğrenmiş oldum. Bu da romanı daha anlamlı ve kıymetli kıldı gözümde. “Cengiz Aytmatov; 1928 yılında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e bağlı Talas Vadisi’nde yer alan Şeker Köyü’nde doğmuştur. Babası Törekul Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatova’dır. Memur olan babası 1937 yılında Stalin’in ‘temizlik harekâtı’ adını verdiği bir vahşetin kurbanları arasındadır.” Aytmatov’un babası Kırgız Türkçesini savunduğu için, aynı romanda anlatıldığı gibi, evinden ve evlatlarından koparılarak öldürülmüştür. Aytmatov o zaman daha dokuz yaşındadır.
Konfiçyüs‟e: “Bir ülkenin yöneticisi olsanız ilk yapacağınız iş ne olurdu?” diye sorulduğunda “Hiç Şüphesiz dili gözden geçirmekle başlardım.” der ve şöyle devam eder: “Dil düzensiz olursa sözler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılamazsa, âdetler ve kültür bozulur. Âdetler ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” diyerek bir ülkenin dilinin ne kadar önemli olduğunu ifade etmiştir.
Bu roman bana bir kez daha, savaş ve sömürge altında kalan toplumların kendilerini ve atalarını unutmamak için, kitapta geçtiği şekliyle söylemek gerekirse, mankurtlaşmamak adına, eğitime ne kadar önem verdiklerini gösterdi. Adeta tutunacak tek dallarıydı eğitim. Fiziksel olarak her türlü zorluğun yaşandığı bu toplumda, bir de oluşturulan manevi boşluk ve komünist baskı mikro ve makro açılardan eleştirilmiş, ezilen ailelerin hayatları gözler önüne serilmiştir.
Sovyet döneminde Kırgız Türkçesini savunduğu gerekçesiyle babası öldürülen Aytmatov, aksine yılmamış ve verdiği eserler ve aldığı görevler ile bir milletin kültür ve değerlerinin nasıl korunması gerektiğini, yaşadığı acı tecrübelerle birlikte anlatarak, genç nesillere ve tüm insanlığa örnek olmuştur. Edebiyatı bu amaçla en güzel şekilde değerlendirmesini bilmiştir. Eğitim, yaşama, barınma ve çalışma hakları ellerinden alınan çocukların, haklarını savunmak adına hayatı boyunca verdiği mücadelenin yanında, bir de ardından bıraktığı eserler ile, bu yaşananların unutulmamasını sağlamıştır.
“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi.. Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi.”
balkandays.blogspot.com/2023/05/cengiz-...