"Gak deyince 'su', guk deyince 'ekmek' bulabileceğin bir kainatın parçası olarak yaratıldın.
Kaşın, gözün, saçın, başın.. her şeyinle bayram için hazırlanmış şıkır şıkır bir çocuk özeninde var edildin.
Çünkü sevildin.
Güzel Rabbin tarafından çok sevildin.."
(syf:139)
Kainat denen şu yer kürenin içerisinde, mevcutta 8 küsür milyar insan yaşıyor ve bundan öncesinde de belki de bunun bilmem kaç katı da yaşamış, görmüş ve geçip gitmiş, ama her birinin kalbinin Mevla katında aynı ehemmiyete sahip olmuşluğu olan, kainatın göz bebeği olarak yaratılan İNSAN.
Mevla Te'âla'nın, tıpkı bir topraktan çeşitli mahsuller ile rızık verdiği gibi; gerek renk, gerek ırk, gerekse dil, örf ve adet olarak çeşitlendirdiği biz, insanlar..
Birbirimizle rızıklandırılıp hepimiz birbirimize o son günde buluşmak üzere emanetiz. Öyle değil mi?
Hepimiz kendi içerisinde ayrı bir dünya iken namazda tek dünyanın, tek fikrin ve düşüncenin içerisine cem oluyoruz.
5 vakit değilse de, bir Cuma, bir bayram namazında, ama mutlaka bir yönde, bir gün ya şükür ya hacet için düştüğümüz secdede yeniden kıyama kalkabilmek için Kainatın Sahibine sarıldığımızı hissettiğimiz o noktada muhakkak buluşmuyor muyuz?
Belki de çoğumuzun atasından gördüğü için yüksünerek kıldığı, zorlandığı için kıl olduğu Namaz gibi muazzam bir ibadetin hakikatine ancak orta yaşlarımızda varabiliyor, yazarın da dediği gibi 'kıl olmaktan çıkarak kul olmaya' başlıyoruz. Sonra geçmişimize dönük büyük bir pişmalığın girdabında ezilip duruyoruz..
Hatice Kübra Tongar 'ın çocuklar için yazmış olduğu bu esere özellikle ebeveynlerin çok ehemmiyet vermesi gerektiğine inanıyorum.
Tabi ki sadece kitap okutmakla olmaz, bizlerin de çocuklara kitap gibi örnek teşkil etmesi lazım ki çocuğun ruhunda namaz aşk olsun, o aşk ahlakına ayna olsun.
Hatice Kübra Tongar' ın da dediği gibi "Namazla yıka kalbini, o her lekeyi çıkarır" (syf:131)
Büyükler ruhlarını namazla huzura erdirecek ki, küçükler de onlara bakıp namazı benimsesinler. Olmazsa olmazları arasına koymayı bir yaşam felsefesi haline getirsinler. Biz yüksündükçe, çocuklar namazı kulluk olarak görmekten ziyade atasının emri gibi anlamlandırmaya daha müsait hale geliyorlar. Güzel bir kul olmak için değil, ebeveyninden aferin alıp taktir görebilmek için yapmaya başlıyorlar. Önce örnekliği güzel icra etmek lazım..
"Seviyorum demek bir 'iddia' ise, sevdiğin kişinin sözlerini önemsemek onu mutlu etmek için gayret etmek de işin ıspatıdır" diyor yazar.
Sevgi 'emek' ve 'itaat' ister.
Efendimiz ﷺ'in buyurduğu gibi:
"إنَّ الْمُحب لمنْ يُحبُّ مُطيعٌ"
"Seven sevdiğine itaat edicidir.."
İtaati olmayan sevgi, kuru bir laf-ü güzaftan başka bir şey değildir.
Ayrıca çocuklara küçükten Rabbini öğretmek gericilik, yobazlık ve baskıcılık değil, bilakis fıtrata koyulan mekanizmaya emanet edildiği gibi sağlam bir şekilde bakmak ve aynı şekilde sahibine teslim etmektir.
Biz evlatlarımızın sahibi değil, emanetçisiyiz. Ondandır ki, yetiştiriken ve ruhuna dokunurken asıl sahibini düşünüp hareket etmemiz müslümanlığın gereği değildir de nedir?
Kitabın başları çocuklara göre biraz ağır olmuş gibi gelse de, çocuk gözüyle çocukça yazılmış güzel bir şaheser olmuş. Hatice Kübra Tongar 'ın eline, emeğine, yüreğine sağlık..