Bu uyarımı daha önce başka bir incelemede daha yazmıştım. Burada da yazmam gerektiğini düşünüyorum. Baştan belirteyim garip garip anlamlar çıkmasın, burada yazarın şahsı ile ilgili düşüncemi değil, eserle ilgili görüşlerimi paylaşıyorum ama yazara toz kondurmayız derseniz yapacak birşey yok, okumamanızı, ya da okumadan yorum yapmamanızı tavsiye ederim. Sadece ESERLE ilgili düşüncelerimi ve deneyimimi yazmaya başlayayım o zaman!
Zülfü Livaneli gerçekten harika eserlere imza attı ve bu eserler de okur tarafından gereken ilgiyi gördü. Ancak Balıkçı ve Oğlu' nun hem yazarın ortalamasının oldukça altında olduğunu hem de gelişigüzel yazılmış bir uzun hikaye olduğunu düşünüyorum.
Eserde yazarın dikkat çekmek istediği uluslararası göç ve bu noktada yaşanan dram gerçekten saygıyı hakediyor ama bunun eser bütününe akıcı aktarımı söz konusu değil.
Hikayenin içerisinde ilerlerken birden reklam arası gibi araya serpiştirilmiş göç konusu hem bütünlüğü bozmuş hem de hikayenin akıcılığını olumsuz yönde etkilemiş.
Buradan sonrası spoiler içerebilir.
Hikaye Bodrum' un kırsalında geçimini balıkçılık yaparak sürdüren, dürüst, iyi niyetli, dini hassasiyetleri olan ama bir yönden de bu konuda farklı düşünceleri olan Mustafa, Mustafa' nın hayat arkadaşı Mesude ve elim bir kazada denizde kaybolan Deniz' in hayatını anlatmaktadır.
Oğulları Deniz' in kaybından sonra Mustafa ve Mesude kendi içine kapanmış, özellikle Mustafa kendini sosyal hayattan tamamen soyutlamıştır. Kimseyle konuşmaz, gülmez, eğlenmez, arkadaşlarıyla görüşmez, hatta belki hiç üzülmez. Mustafa duygularını yitirmiş bir halde yaşamaktadır. Hikayenin ilerleyen kısımlarında öğrendiğimiz üzere Mesude' nin bir kez daha hamilelik yaşaması ve bebek sahibi olması, Mesude için büyük risk taşımaktadır. Bu sebeple evladını kaybeden ailemiz yüreğine basacak başka bir evlat sahibi de olamamaktadır.
Mustafa denizde yine kendi iç dünyasına dalmış zaman zan balıklarla muhabbet ederken denizin üstünde hareketsiz insanları görür. İlk karşılaştığı bir kadındır ve fiziki durumundan anlaşıldığı üzere hayatını kaybedeli belli bir zaman geçmiştir. Sonra bir erkek cesedi ile karşılaşır. Yaşadığı şoku sindirmeye çalışırken bir yunus balığı ona bir de bebek getirmektedir. Bebek hayattadır ama oldukça yıpranmış, güçsüz kalmıştır. Mustafa cesetler ve bebekle birlikte sahile döndüğünde güvenlik kuvvetlerine iki ceset bulduğunu söyler ve bebekten bahsetmez. Onu saklar. Savcıya verdiği üç ifade de bu durumu gizleme eğiliminde olmuştur çünkü bebek Yeni Deniz' dir ve onun evladı olacaktır.
Ancak Mustafa' nın bu tutumu suçtur ki bir de bebeğin annesi hastanede komadan çıkıp bebeğini sayıklamaya başlayınca işler daha da zorlaşacaktır. Diğer taraftan bebeği çevresine ilan edebilmek için kız kardeşinin doğumundan yararlanmaya çalışsa da bu konuda başarılı olamaz. Bebek annesine teslim edilir ve Mustafa kısa süreli olsa da cezaevine girer. Ayrıca Mesude ile araları açılmış ayrılık noktasına gelmiştir.
Bu noktadan sonra eserin zaten düşük olan akıcılığı daha da düşüyor. Mesude ve Mustafa kavgası fazla uzuyor betimlemeler ve anlatım sıkıcı bir hal alıyor. Göçmen annenin bebeği Mustafa ve Mesude' ye bırakma isteği fazla duygusal, gerçekçi değil. Nostaljik film hissiyle eser son buluyor.
Elbette güzellik algısı subjektiftir ve eseri başarılı bulan, eser puanını 8/10 yapan okurlara sonsuz saygı duyuyorum. Ancak en başta belirttiğim gibi bu da benim subjektif yorumum. Esen kalın.
İncelemeye uyarı ile başladığınıza göre "Livaneli eleştirilemez" noktasında karşı karşıya kaldığınız durumlar olmuş. Dediğiniz gibi algı subjektif.... İnceleme noktasında da emeğinize sağlık...
Evet sayın Livaneli ve bazı yazarların her eserinin kusursuz olduğu veya bu yazarların eserlerini eleştirmenin görüşlerini de eleştirmek anlamına geldiğini düşünenlere bir kaç defa karşılaştım. Yorumunuz için teşekkür ederim.