“Rıfat deli miydi?” diye sordu.
“Evet deliydi. Deli Hilmi.”
“Peki, neden Rıfat diyorsun?”
“Kitapçı olarak geldiğinde, tanıştığımızda adım Rıfat dedi çünkü.”
“Peki deli miydi? Yani sizin mahalledeyken, nasıl bir delilik yapıyordu?”
“Yok, delilik yapmıyordu, oturuyordu,” dedim.
“Sizin mahallede oturanlara deli mi deniyor?”
Salih Baba benimle dalga geçer gibiydi. Biraz sinirlenmedim değil ama yaşına hürmet ve Rıfat’a merakım sinirlenmememi gerektiriyordu.
“Baba tabii ki öyle değil. Üstünde kaban. Saç sakal birbirine karışmış. Elinde bir gelin çiçeği ve sabahtan akşama kadar bir duvara dayanıp karşı yöne bakan, kimseyi konuşmayan bir adam deli değil de nedir sen söyle.”
“Dertlidir belki,” dedi.
“Dertli mi?”
"evet dertlidir. Sırtını dayanmaya bir duvar bulmuştur. Elindeki çiçek hatıradır. Başkasını yaşadığı için kendini yaşamaktan vazgeçmiştir. Saçı sakalı birbirine girmiştir. Olamaz mı? `