(Spoil içerir)
Sayın Ercan benim nazarımda "modern" zamanda tevekkülün teslimiyetin timsalidir. Aynı topraktan gelmekten de kaynaklı olsa gerek gönlüme yakınlığı
Kendisini "kelime işçisi" olarak tanımlarken bazıları onu modern zamanın dervişi olarak görür. Birçok söyleşisini dinleyen sosyal medyada ise sıkı bir takipçisi olan biri olarak otobiyografi türünde yazdığı bu kitabını edinmiş olmamın en temel nedenlerinden biri onu, hayatını, tevekkülünü, teslimiyetini, dünyaya ve ahirete bakış açısını altını çize çize, hayatıma nakşede nakşede ve geri döne döne okumaktı.
Kitabına Bülent Parlak'ın tam yerinde olan şu satırları ile başlamış: "
Anlatsam, yarısından izin alıp gideceğiniz bir hikâyedir burası. Burası, dünya bizi nasıl kırdıysa öyle de gönlümüzü almamayı bildiği yerdir."
21 yaşında iken babasının dünya hayatını bitmiş (Özelikle öldü/kaybettik tanımını kullanmaz Ercan çünkü sadece bu dünya olarak görmez insan yurdunu.) Yetim emaneti için annesi ve amcası evlendirilmeye karar verilmiş uzun bir direnişten sonra yetime sahip çıkmak niyetiyle " ben aldım emanetleri ve kabul ettim. Ben dünyayı kapattım. "diyen bir amca, hayatını oğluna vakfetmiş bir anne ile devam eder öyküsü... Amcası vefat ettiğinde şu cümleler dökülür Ercan'ın gönlünden " Şahidiz Allah'ım güzel yaşadı güzel göçtü dünyadan. Yavaş adımlarla, incinse de incitmeden. Şahidiz Allah'ım dünya hayatına dair kendisine verdiğin tüm imtihanlardan geçerek göçtü dünyadan..."
İnançla yaşamanın kıymetine dair en keskin cümleründen biridir "Bütün yaşantımız, hayata dair alıp vereceğimiz tüm kararlar için bir tek ölçü birimimiz vardı, o da "Allah katında helal mi haram mı," ölçüsüydü.
Zor da olsa hayatın her alanında bu ölçüye göre hareket etiğimizde, kısa ya da uzun vadede bundan sebep Allah'ın