Sizden ricam "youtube kanalıma üye olur musunuz" "Kitabımı inceler misiniz" ' gibi mesajlar atmananız ve hatta bu motivasyonla takibe almamanız
Dinlemekten çok keyif aldığın bir şarkıyı düşün. Canın deli gibi o şarkıyı dinlemek istiyor fakat kulaklığın ya da hoparlörün ses ayar düğmesinde bir sorun var ve ne yaparsan yap sesi ancak iki seviyede duyabiliyorsun şarkı ya çok düşük bir ses seviyesinde ya da içinde patlama ve cızırtı oluşturacak kadar yüksek bir sesle dinleyebiliyorsun. Parmağın ses düğmesi üzerinde iki uç arasında gidip gelirken şarkının mahvolmasından dolayı hissedeceğin o öfkeyi düşün. Muhtemelen o kulaklık ya da hoparlörü büyük bir sinirle bir yerlere fırlatmak isteyeceksin. Seni çok iyi anlıyorum ama sen de burada önemli bir gerçeği anlamalısın. Özellikle de anne ve babanla ilgili olan bir gerçeği.
Sen onların şu hayatta en çok sevdikleri şarkısın. Seni bizzat kendileri bestelemişler. Daha ötesi olabilir mi? Ama ne zaman çok sevdikleri bu şarkıyı dinlemek isteseler karşılarında ya sorulan her türlü soru karşısında ısrarla sessiz kalan ya da sesi sonuna kadar körükleyerek âdeta etrafı inleten birisi çıkmakta. Biz yetişkinler huzur denen kavramı ancak ortalamalarda elde ettiğimiz için ergenlerin uçlarda kendisini ifade eden davranışları karşısında her zaman büyük bir endişe duyarız. Bu tedirgin halimiz davranışlarımıza yansıdığından, ebeveyn ve ergen arasında iletişim kurmak düşündüğünden çok daha zordur çünkü iletişimi sağlayan düğme bozuktur.
“Rıfat deli miydi?” diye sordu.
“Evet deliydi. Deli Hilmi.”
“Peki, neden Rıfat diyorsun?”
“Kitapçı olarak geldiğinde, tanıştığımızda adım Rıfat dedi çünkü.”
“Peki deli miydi? Yani sizin mahalledeyken, nasıl bir delilik yapıyordu?”
“Yok, delilik yapmıyordu, oturuyordu,” dedim.
“Sizin mahallede oturanlara deli mi deniyor?”
Salih Baba benimle dalga geçer gibiydi. Biraz sinirlenmedim değil ama yaşına hürmet ve Rıfat’a merakım sinirlenmememi gerektiriyordu.
“Baba tabii ki öyle değil. Üstünde kaban. Saç sakal birbirine karışmış. Elinde bir gelin çiçeği ve sabahtan akşama kadar bir duvara dayanıp karşı yöne bakan, kimseyi konuşmayan bir adam deli değil de nedir sen söyle.”
“Dertlidir belki,” dedi.
“Dertli mi?”
"evet dertlidir. Sırtını dayanmaya bir duvar bulmuştur. Elindeki çiçek hatıradır. Başkasını yaşadığı için kendini yaşamaktan vazgeçmiştir. Saçı sakalı birbirine girmiştir. Olamaz mı? `
"düzen budur. Dünyada ölen ebede doğar. Budur takdlr. Bilirsin inanan ölmez sadece dünya hayatı sona erer. Yalandan geçer. Dünyadan geçer gerçeğe döner."