Öncelikle bilimkurgu romanlarını severim ama bayılmam.Bu kitap da öyle bir kitaptı.Açıkçası bazı konularda ufkumu genişlettiğini söylemeliyim.Ama okuduğum bilimkurgu romanlarının sonu ya yenilgiyle bitiyor ya da belirsiz bir sonla.Özellikle bilimkurguların sonunun böyle bitmesi canımı epey sıkıyor çünkü başkarakter pes edince sanki gelecekte böyle akıl almaz dünyaların kurulabilme ihtimali artabilir diye düşünüyorum.Kitaba gelirsek kusursuz denebilecek bir kurgu var.”1984” veya “Fahrenheit451” kitaplarıyla karşılaştırmadan duramadım.Bu kitap diğerlerine nazaran daha az baskıcı.Çünkü ‘soma’ var ve onun sayesinde dünyadan uzaklaşıyorlar.Doğal olarak isyan etme gibi bir olay da çıkmıyor.Karakterlerden bahsetmek istiyorum.Bernard karakterinde çok fazla hayal kırıklığına uğradım.İlk başta karakter gelişimi güzel gidiyordu ama en son gözümde yerlere indi çünkü saygı görmesi,istediği çoğu şeyi vahşi sayesinde elde etmesi gözünü boyadı.İlgimi çeken karakter Helmholtz’du.Çünkü gerçek bir cesur yeni dünya karakteri gibi değil ama doğrulmadığı için vahşi gibi de değil.En ısındığım karakterlerden biriydi.Lenina’nın vahşiyi onun gibi olmadığı için anlamaması ve onun yüzünden şiddete uğraması beni çok üzdü.Vahşiye gelirsek sevebildiğim bir başkarakter değildi sonda yaptıklarından dolayı.Biliyorum en zoru onun yaşadıkları herkesten farklı,annesinden bile.Ama yine de sonunun böyle olmasını istemezdim ama çoğu kişi bu kadar baskıya dayanamazdı.Mustafa Mond’a gelirsek her şeyin farkında olması ama istikrar için böylesi bir yola başvurması beni şaşırttı.Bazen ben bile hiç de fena bir ütopya değil diye düşündüm.Çünkü vahşinin dünyasındakiler de normal insan değil.Bizim gibi normal bir yaşantıları yok.Bu yüzden insan fordun tarafını bile yeğleyebilir.Ayrıca bebekleri alfa beta epsilon gibi sınıflara ayırmaları da çok mantıklı.Ve sonunda fark ettim ki böyle bir dünyayı yaratabilmeleri için üç şeyi yok etmeleri lazım:dertleri,yalnızlığı ve kitapları.Kitabı bitirince yalnızlığımın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anladım.Kitapta bir alıntıda şöyle diyordu:”Evet,mesele tam da bu”, diye delikanlı kafasıyla onayladı.”Eğer farklıysan,yalnızlığa mahkum oluyorsun.Yalnız olana acımasız davranıyorlar.”Dert deyince aklıma Cihan Mürtezaoğlu’nun “Derde İhanet Edemem” şarkısı geldi.Şarkıda da dediği gibi:”Bir unutsam derdimi birden ne kalır ki geriye benden hem sazımdan hem sözümden,derde ihanet edemem.”;)