Kitabı gerçekten büyük bir kafa karışıklığı ile bitirmiş bulunmaktayım çok fazla duygu ve düşünce içine girdim hatta inceleme yazmak için biraz daha beklesem mi diye düşündüm ama baktım ki zaman geçtikçe benim düşüncelerim daha da karmaşık bir hal alıyor, hemen yazmalıyım dedim.
Öncelikle kitabın isminden başlamak istiyorum orijinal ismi Gurur ve Önyargı olan bu kitabı kim hangi nedenle herkesin hafızasına Aşk ve Gurur diye kazımak istedi gerçekten anlayabilmiş değilim. Önyargı neredeyse büyük çoğunlukta ana konuyu oluşturuyordu desek yeridir. Elizabeth'in ön yargıları ailesinin hatta tüm kasabanın ön yargıları... Kitabın orijinal adının bu şekilde değiştirilmesini gereksiz buldum açıkçası. Kitabın dili akışı ve hikayenin işlenişi yönünden bakarsak kitabın başlarında birazcık karakter karışıklığı yaşasam da hızlı kavradığımı düşünüyorum. Dil bana oldukça akıcı geldi ancak İngiltere ve soylu ailelerden bahsedilmesinden dolayı olsa gerek cümlelerin o nahifliği asaleti ve soğukkanlılığı kesinlikle çok başarılı ve güzeldi. Hatta bazı kısımlarda zihnimde bazı karakterle aynı şeyi düşünürken onların nasıl bunu benden daha kibar bir şekilde anlattığını gördüm. Hikaye benim için biraz durağandı çünkü sürekli karakterlerin düşünceleri ve duruşları üzerineydi sayfalar. Ancak sanırım Gurur ve Önyargı'yı önemli hale getiren özelliği de bu.
Kitabın konusuna gelince tek bir isim ana karakter olmamakla birlikte en çok değinilen kişi Elizabeth. Kendisi düşündüklerini söylemekten korkmayan dili sivri bir kızımız. Annesi 5 kızı olduğu için evlerinin yani mirasın kızlarına kalmayacağını biliyor ve onları evlendirerek kendince bir an önce bu tehlikeden ve sefaletten kurtarmaya çalışıyor. Ancak kadınların tek olanağının evlendirilmek olduğu düşüncesine Elizabeth çok karşı ve kardeşlerinden ziyade sırf para için evlenmeyi düşünmek yerine kitap okuyarak zaman geçirmeyi tercih ediyor. Olaylar kasabaya Mr. Bingley ve Darcy'nin gelip baloya katılmasıyla başlıyor. Mr. Bingley sevecen hoşgörülü ve tatlı bir insanken Mr. Darcy bir o kadar soğuk ve kibirli bir adam. Başta Elizabeth olmak üzere bütün halk böyle düşünüyor. Ancak bir gün geldiğinde ve Elizabeth'in kardeşi büyük bir yanlış yaptığında Elizabet gerçek Darcy'i tanıyor ve onu sevmeye başlıyor. Elizabeth normalde insanları çok iyi analiz eden kendi öngörülerine aşırı güvenen ve o güne kadar da doğru çıkan biri ancak bu yanılgı onu adeta şaşkınlığa sokuyor ve kitapta kendi hislerinden bahsediyor. "Ah ben değil miydim hislerime güvenen..." le başlayan bir yakınmaya şahit oluyoruz. Elizabeth'i o kadar iyi anlıyorum ki. Öngörülü olan bri olduğunu düşünüyorsanız ve uzun bir süre boyunca kimin hakkında ne dediyseniz çıktıysa kendi hislerindense karşındakine güvenmek öylesine zordur ki... Aslında kitap boyunca da karşındakine güvenmektense kendi hislerine güvenen Elizabeth'in bu duygularına tanık oluyoruz.
Benim eleştirilerimse aslında kitaba karşı değil konuşulanlara ve bugüne kadar yazılıp çizilenlere. Herkes Mr. Darcy'in kibirli ve soğuk bir insan olduğundan bahsetse de (yani kitabı okuyan herkes) ben Darcy'i sadece baloda kimseyi beğenmediğini söylerken kibirli buldum ancak onun dışında pek kibir göremedim. Gerçi bana göre güzel bir kız olmadığını söylemesi de bir kibir değil beğenmemiş olabilir ancak en çok bu çizgiye koyabileceğim olay oldu. Bana göre her şey Elizabeth'in çevresinden duyduğu laflara inanması ve önyargılı olmasıydı. İkinci eleştirimse yine aslında kitabın ismi ile alakalı. Kitabın isminin aşk ve gurur olmasıyla ilgili bana kalırsa tek şey Mr. Darcy'nin halasının Elizabeth'in gururuna dokunacak şeyler söyleyip aşkından vazgeçmesini beklemesiydi. Bu olay bana günümüz gelin kayınvalide ilişkilerini hatırlatmadı değil. Elizabeth akıllı bir kadın. Ne aşkından vazgeçti ne gururundan. Ne istediyse söyledi çünkü ona saygı duyabilecek bir erkek vardı. Oysa bu topraklarda ne çok kadın ya gururundan ya aşkından vazgeçiyor değil mi?
Yakın zamanda bir kitap arkadaşım beni Elizabeth'e benzetti. Haklıymış, ben de benzettim :))