Kitap etkileyici bir dile sahip ve vermek istediği mesaj çok açık. Ancak kurgu, bu mesajın arkasında kalmış görünüyor ve bu durum da aslında mesajı bulandırıyor.
Şöyle ki;
(Bundan sonrası spoiler içerir)
Kitabı okurken Meursault'un ruhsuz ve vurdumduymaz tavrı gerçekten insanın sinirlerini bozuyor.
Kitapta anacığım diye bahsettiği annesinin ölümüne bu denli duyarsız kalması bir çelişki iken, yas tutma ritüelini harfiyen yerine getirmesi de, bir adam öldürmesine rağmen bunun ciddiyetini anlamak istemeyen bu derece ruhsuz birinde görülmemesi gereken bir davranış tarzı.
İdam ile yargılanırken gösterdiği soğukkanlı vurdumduymazlığı, verilen hüküm sonrası gösterememiş olması, panik havası ile papaza verdiği tepki, o, evlilik de dahil her karar aşamasında kendisi için olsa da olur olmasa da olur havası ile kendinden emin bir mutlulukla yaşadığı hayatı aslında çok fazla sevdiğinin (papazın da dediği gibi) açık bir göstergesi. Bugün ölmek ile yıllar sonra ölmek arasında fark yok fasaryaları ise kendini topluma kasıtlı olarak yabancılaştıran birisinde çok eğreti durmakta.
Bu mesajın; hayata dair, insanlar için önem arz eden bir çok şeyle içten içe dalga geçen, iç yüzünü bilmediği bir olay hakkında insanlar aleyhinde tanıklık yapabilen, sevmediği insanın evlilik teklifini olur diye bir çırpıda kabul edebilen, daha yeni ve zoraki arkadaşının hasmını öldürmesi ihtimali karşısında yapma diyemeyen, aksine yardımı kabul eden, başına güneş geçmesi üzerine tanımadığı bir insanın katili olan, bunu dahi ciddiye almayan, kendini savunmak için bir gayret sarfetmeyip sonra ağlayıp sızlamaya başlayıp papaz döven bu bencil ve habis ruhlu, karakter sahibi olmaktan çok uzak şahıs üzerinden verilmemesi gerekirken bunun yapılmaya çalışılmış olması abesle iştigal değil de nedir?
Hele ki kendisini toplumdan farklı (belki de üstün) gören bir çok insanın kendisini Meursault ile özdeşleştirerek erdemsiz bir yaşama gerekçe devşirmesi, Albert Camus'un basit dünya görüşünün erdemli bir felsefe sistemi olarak kabul edilmesi gibi absürd fecaatlere yol açmaktadır.
Ya da ortada bir eksik anlatım var, o da Meursault'un kişilik bozukluğu olan bir akıl hastası olması ve bu yüzden cezai ehliyetinin olmadığı... Ancak bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz ve biraz akl-i selim ile Meursault'un başına gelenler için toplumu suçlamanın; toplumsal yaşamın, Camus'un idrakinden çok daha köklü felsefî temellerini dinamitlemek olduğunu kabul etmek zorunda kalıyoruz.