·237 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Haziran 2023 18:28 Belirsizlik, yaşamı katlanılır kılan tek şey. Felsefede geçirdiğim yıllar bana bir şey kattıysa o da bu. Hayatın ne olduğunu bilmek mümkün değil, bu soru bir cevaba kavuştuğunda hayat anlamsızlaşıyor. Hayatı anlamlı kılan bu sorunun peşine düşmek zaten. Cennet ve Cehennem'in ruhlarının da bize ispatlamaya çalıştığı şey tam olarak bu. Geçmişin ruhlarının ağzından yazılmış bir İzlanda romanı kitap. Bu yüzden anlatıcı "biz". Adını unuttukları bir oğlanın, yaşamla ölüm arasında gidip gelişini anlatıyorlar. Bir yandan da onun hayatına dokunan insanların geçmişlerini ve şimdilerini. Oğlan, varoluşun, ancak varoluşun anlamını aramakla değerlendiğini yavaş yavaş fark ediyor. Ve yaşamla ölüm arasında bir tercih yapıyor.
Kitapta yer yer klişe mesajlar var, anlatıcılar geçmişin ruhları olunca da biraz çokbilmiş/dogmatik bir dile bürünebiliyor anlatı. Ama bunlar dışında dilini ve özünü çok sevdim. İzlanda'nın soğuk havasını, dağlarını, denizlerini buram buram satırlardan hissettiriyor. Ama kitabı aldıktan sonra fark ettim, çevirisi İngilizceden yapılmış. O yüzden hemen İngilizce ebookundan da okumaya başladım. İngilizcesi çok daha güzel. Çünkü, yazar sık sık şiirlere, özellikle Kayıp Cennet'e, gönderme yapıyor, ve dilini çok şiirsel tutmaya özen göstermiş. İngilizcesini okurken öyle ritmik ki şarkı gibi geliyor kulağa. Orijinalini düşünemiyorum bile. Keşke Türkçe çeviride de bunu korumaya çalışsalarmış, çok kaybolmuş bence. Suyunun suyu olunca tabii :(
Olay hikayesindense durum hikayesi sevenler, sakin bir atmosferde sıradan insanların hayatlarından küçük kesitleri okumayı sevenler bu kitabı da çok sever.