Puan vermedi·331 syf.··Beğendi
· “Körlük” José Saramago’ nun distopik romanıdır. Eser José Saramago’ ya 1998’de Nobel Edebiyat Ödülünü kazandırmıştır.
Kitap bir adamın trafikte yeşil ışığın yanmasını beklerken arabasında aniden kör olmasıyla başlar. Yazar metaforik bir dil kullanarak toplumsal çöküntüyü, gücün kötüye kullanımını, insanın bencilliğini ve bunların toplumsal düzene getirilerini eserde okuyucuya sunmuştur.
Bilinmeyen bir zaman ve bilinmeyen bir mekânda geçen eserde yazar üçüncü kişi ağzından olanları doğal ve akıcı bir şekilde öyküleyici anlatım biçimini kullanarak okuyucularına sunmuştur. Eser öyküleyici anlatımla yazılmasına karşın bazı yerlerde tartışmacı anlatım özellikleri içerir. Bunu yazarın bazı bölümlerde olay akışını bölüp kendi düşüncelerini okuyucuya aktarmasından anlayabiliriz.
Roman, beyaz körlük salgını sonucu insanların hem fiziksel hem de ahlaki bir körleşme yaşamasını konu alır. Nasıl başladığı belli olmayan beyaz bir körlük salgınının önlenmesi için hastalığa yakalanan insanların ve temaslılarının eski bir akıl hastanesinde karantinaya alınması ve bundan sonra gelişen olaylar eserin konusunu oluşturur. Bu körlerin arasında gören bir kişi vardır ve düzeni tekrar sağlamaya çalışır. Hastalar karantina bölgesinden kaçtıklarında tüm ülkeyi hastalığa yakalanmış ve harap olmuş şekilde bulurlar.
Yazar karakterlerine isimler vermek yerine onları genel bir nitelikle anlatır. Çünkü yazar eserde bireysellik ve kimlik kavramlarını da sorgulamaktadır. Eserin başlıca karakterleri İlk Kör, Doktor, Doktorun Karısı, Koyu Renk Gözlüklü Kız, Şaşı Çocuk ve Göz Bantlı Adam’ dır.
İlk kör, beyaz körlük vakasının ilk görüldüğü kişidir. Bir gün kırmızı ışıkta yeşil ışığın yanmasını beklerken arabasında kör olmuştur. Onu evine bırakan adam tarafından arabası çalınmıştır. Daha sonra o adamla karantina bölgesinde karşılaşır.
Doktor, ilk körün muayene olmak için geldiği göz doktorudur. Hastalığı yetkili makamlara bildiren ve karantina bölgesine (karısı ile) ilk götürülen kişidir. Mesleki otoritesi nedeniyle koğuşta sayılan bir kişidir. İlk kör tedavi olmaya geldiğinde doktorun muayenehanesinde bulunan hastaların yolları da doktorla aynı koğuşa düşer.
Doktorun karısı, beyaz körlük hastalığına yakalanmayan tek kişidir. Hastalığın ona neden bulaşmadığı kitapta açıklanmamıştır. Kocasını yalnız bırakmamak için kör olmamasına rağmen onunla eski akıl hastanesine gelmiştir. Orada diğer insanlara rehberlik etmeye çalışmıştır.
Koyu renk gözlüklü kız, yarı zamanlı bir fahişedir. Beyaz körlüğe bir otel odasında yakalanmıştır. Karantina bölgesinde şaşı çocuğa göz kulak olmuştur.
Şaşı çocuk, karantina bölgesindeki ilk zamanlarında annesini arayıp durmuştur. Fakat zamanla bu duruma alışmıştır. Hakkında daha detaylı bilgi yoktur.
Göz bantlı adam, birinci koğuşa gelen son kişidir. Yanında getirdiği portatif radyo sayesinde haberleri dinleyebilmişlerdir. Sol gözünde katarakt vardır, sağ gözü kördür. İnsanlara yük olmak istemez. Kitabın sonlarına doğru koyu renk gözlüklü kız ile sevgili olurlar.
Eserin ana fikri, insan doğasının karanlık yönlerinin ortaya çıkmasıyla ahlakın ve toplumun çöküşüne odaklanır. Yazar toplumsal rollerde üç maymunu oynamayı ve bunun getirilerini eleştirir. Bunu eserin 330. sayfasında şöyle vurgular; “Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler.”.
Kitapta beyaz körlüğün nasıl ortaya çıktığı ve insanların belli bir zaman zarfından sonra nasıl iyileştikleri açıklanmamıştır. Bana göre hastalığın nasıl başladığı zaten açıklanamaz çünkü bu bir hastalık değildir, bu insanın doğasında var olan bir şeydir. Hastalıktan nasıl kurtulunduğu da aynı şekilde açıklanmamıştır. Çünkü insan doğasının ne ölçüde değiştirilebileceği veya değiştirilmesi gerekip gerekmediği, felsefi, sosyolojik ve psikolojik tartışmalara konu olan bir konudur ve belli bir yanıtı yoktur.
İlk körün aniden kör olduktan sonra hastane yerine evine gitmek istemesi dikkatimi çekmiştir ve bana saçma gelmiştir. Ayrıca devletin hastalığı iyileştirmek için bu hastalar üzerinde inceleme yapması, hastalık hakkında bilgi edinmesi gerekirken onları eski akıl hastanesine kapatmaları ve ilgilenmemeleri de bana garip gelmiştir. Sanki devlet hastalıklı parçayı iyileştirmek yerine kesip atmak istiyormuşçasına bir algı yaratmıştır.
Okumanızı tavsiye ederim.