İncelemem, Yorumum ve Kitap Hakkında Değerlendirmelerim
Puan vermedi·68 syf.··
2023 3. kitabı
Zweig'ın meşhur kısa kitaplarından birisidir Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu. Kitap içerisinde aslında hem dram, hem genç bir kızın yeni yeni cinsellikle tanışmasıyla beraber aşk ve cinselliği birbirine karıştırması hikayesini takip eder ve okuruz. Kendi düşünce edalarımızda bizi sürükleyen bu kitapta, herkes farklı bir bakış açısından bakar ve kendince kitabı yorumlar. Bu incelemede yer alan yorumlarım da kendi perspektifimden yorumlanan bir bakış açısı olduğundan, kimi üyelere hatalı kimi üyelere ise ortada kalmış ufak bir çocuğu andırır. Bilginize. Genç kızımız, kendi apartmanlarına taşınan çapkın yazara aşık olur. Aslında aşık olmaz. Genç kızı kendisine çeken asıl konu ve olay, yazarın birçok kadınla rahatça beraber olabilmesi ve kendinden emin tavırlarla hareket etmesi ve genel manasıyla kadınları umursamaması, konuyu cinselliğe getirene kadar kadınlara birer çiçek gibi davranmasından ibarettir. Elbette birer cinsellik yaşadıktan sonra kadınları direkt olarak yanından kovmaz ya da atmaz bu yakışıklı yazar fakat cinsellik sadece çiftleşmek değil, işin psikolojik boyutunu da işin içerisine katarak karşı tarafın ruhuna dokunabilmek, onunla beraber tatmin olabilmek, onunla beraber titreyebilmek ve ruhunun derinliklerine onunla beraber inebilmektir. Bu nedenden ötürüdür ki, bu konuda olan asıl yanlış hem arada yer alan yaş farkı, hem deneyim, hem yaşam tarzı hem de bir şeylerin "zorlama" çabası içerisinde gelişmesidir. Genç kızımız yazarla beraber olabilmek için kendince çok fazla çabalara girer fakat evren ya da hangi felsefeye ya da mottoya inanıyorsanız, karşı tarafın yanlış ve doğru kişi olmadığının kanıtlarını ve ipuçlarını kızımıza gönderir. Kızımız bunları reddeder ve yeri geldiğinde kitapta okuyacağınız şu sahneyi dahi yaşar. "Bekliyordum. Onun gece gelmesini bekliyordum. Onu daha iyi duyabilmek için, ayak seslerini daha iyi işitmek için kapının kenarına yattım ve üstüme battaniye dahi almadan soğuk zeminde onu bekledim. O ise bir etek hışırtısı ise, bir kadın ile koklaşarak, güle oynaya geldi." Kızımız yukarıda yer alan durumlara maruz kalır ve hala irdelemeye, bazı şeyleri üstelemeye devam eder. Kendisinin ona aşık olduğunu zanneder fakat nafile. Aşk değildir. Çocukluk travmasıdır, gelip geçici bir hevestir, cinsellik yaşama isteğidir. Cinselliği de her kadının isteyeceği gibi "tecrübeli ve olgun" birisiyle yaşama çabasıdır ufak kızın yaşadıkları... Nitekim durum bu şekilde devam eder, küçük kızımız yazar ile eninde sonunda öyle ya da böyle ufak ufak tanışır. İstediğini de öyle ya da böyle elde eder. Annesinin taşınacaklarını kızına söylemesi dahi onu başlı başına yıkar. Bunlar kitabı okuduğunuz anda belirecek ve karşınıza çıkacak şeylerdir. Ana felsefeden şaşmayarak devam edebiliriz... Küçük kızımız bir gece yazar ile beraber olur. Teni tenine temas eder, ilk cinselliğini yaşar, yazarın onunla yaşadığı cinselliği abartı bir şekilde anlatır peki neden? Bu noktada kadınların cinsel deneyimden ne almak istediği, ne hissetmek istediği, ne şekilde uyanmak istediğini baz almak gerek. Bunun için de şu soruyu sormalıyız: Küçük kızın ilk deneyimini çok üst düzey sanması, defalarca başka kadınlarla gördüğü ve kadınların gülüşlerinden mutlu olduklarını zannetmesinden kaynaklı mıdır? Yazar her kadını mutlu ediyor mu? Yoksa yazarla beraber olan kadınlar da zaten bu hayatı istiyor ve geceyi sadece X bir kişi ile geçirip sahte mutluluk peşinde mi koşmayı istiyor? Sorunun cevabı buna bağlı olacak ise, küçük kızın yaşadığı deneyimi abarttığını, sıradan bir şeyi olağanüstü bir şeymiş gibi anlatmasından "cinselliğe yeni atılan" kız deneyimini anlayabiliriz. Küçük kız şu kelamları söyler kitabımızda: "Öyle bir sevişiyordu ki, her zerresiyle oradaydı, her zerresiyle bana dokunuyordu ve beni okşuyordu." Durum zaten temas etmekle, dans etmekle alakalı olduğundan, karşı taraf nasıl düşünürse o şekilde dans figürleri sergiler. Bu bir illüzyondur. Olağanüstü bir şey değil... Ve elbette eski dönemlerin klişesi ve bilgisizliğinden ötürü küçük kızımız hamile kalır... Yazar ile yolları da öyle ya da böyle ayrılır. Yıllar sonra yazar ile bir gala gecesi, bir parti gibi bir etkinlikte tekrar karşılaşan kadın tekrar yazarla beraber eve geçer. Tekrar beraber olurlar... Yazar kadını asla ve asla tanımaz. Elbette ki, nitekim küçük kızımız diğer insanlara şans vermeden takıntılı bir insan gibi yazara mektuplarını yazar. Yazara daima sevgilim diye mektubunda seslenir ve bunu irdeler... Bir süre sonra mektupta çocuğunun öldüğünü söyler. Çocuğumuz diye yazara ölen çocuğundan söz eder. Kitabımızın sonlarına doğru final aşamasını tahmin edebilirsiniz. Bu kitaptan çıkarabileceğimiz, anlayabileceğimiz, ders edinebileceğimiz tek şey yaşadığımız her şeyi olağanüstü şekilde büyütmemek, yerinde ve akıllıca, olgunluk ile kararlar alabilmek ve yaşadığınız olayları diğer insanın da bu kadar çok olağanüstü hissettiği yalanını kafanızdan çıkarıp gerçeklere dönmektir. Bu kitabın genel okuyucu kitlesi kadın olduğundan, nadir olarak erkekler okuduğundan, bir erkek bakış açısından sizlere yorumladım. Bana ve okuyanlara pek fazla bir şey katmaz. Alınan saçma kararları ve çocukluk psikolojisini okur ve belirli bir seviyede hayat deneyimine de sahipseniz gülüp geçersiniz. Her şeye rağmen Zweig kaliteli bir yazar, kitap içyüzü güzel ve anlatılanlar çekici ve cezbedici... Fakat konu, yapılanlar ve almamız gereken ders üçlüsü eksi kategorisinde. Okuyanlara teşekkürler.
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,6bin okunma
·
79 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.