Kaygı Üzerine & Renata Salecl
+
Kimilerine göre yaşadığımız dönem kaygı çağı olarak adlandırılıyor. Kaygılı olmayan insana rastlamak özellikle de ülkemizde mümkün mü? Peki kaygı ne? Bir duygu mu yoksa insani bir durum mu? Kaygılarımızdan nasıl uzaklaşılır? Bu metin kaygıyı bireysel olgu dahilinde incelemekten daha öte, kaygıyı ortaya çıkaran sosyolojik ve toplumsal etmenlere dikkat çekerek tarif ediyor.
+
Kitabın bölümlerinde, savaş zamanlarında kaygı, insanlardaki yetersizlik hissi, aşk kaygıları ve annelik ve babalık kaygıları üzerinde daha çok duruluyor. Kaygılarımızdan kurtulmanın yolunun kapitalist sistemle nasıl da kullanıldığını gözler önüne seriyor. Örneğin popüler medya kaygıdan bahsederken, çoğunlukla ilaçların ve yeni rahatla tekniklerinin önemine değiniyor. Oysa psikanaliz kaygının öznenin bilinçdışıyla yakından bağlantılı olduğuna ve dolayısıyla, basit davranış teknikleriyle ortadan kaldırılamayacağına işaret eder.
+
Yaşam içerisinde hissettiğimiz kaygılar korkudan beterdir. Dolayısıyla kaygının artık bastırmanın bir sunucu olarak değil nedeni olarak görülmesi kıymetlidir. Yap gitsin, kendin ol gibi "ne yaparsan yap yanlış yapacaksın ama özgür olacaksın" gibi günümüz modern dergi ve sosyal medya baskıları aslında kaygıları yok etmede yetersiz hatta gereksiz yaklaşımla sunuyor. Peki o halde, hayatlarımızda seçim yaparken güya sahip olduğumuz özgürlüğün ta kendisi niye kaygıda bir artışa yol açıyor? Çünkü varolan dünya düzeni tüketim toplumu. İnsanı da toplumu da tüketen, birilerine hava hoş düzeni. Elbette kaygı dozunda olmalı ve toplum da birey de bu kaygı sınırlarında yaşamalı. Birilerinden özellikle medya ve sosyal medyada önüne geçilmez kapitalist sistemin sömürücülerinden akıl almadan önce şunu hatırlayın derim; kaygı, kim olduğunu bilmeme hissiyle başlıyor.