Gönderi

8/10
·216 syf.··
2023 34. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2023 00:00
Kitabı değerlendirmeye kitabın adıyla başlarsak "Kuru Kız"da “kuru” olan sadece baş karakterin vücudunun aşırı zayıflığı, kuruluğu ya da evlenmemiş oluşundan veya yaygın söylenişiyle evde kalmışlığından dolayı bir “kız kurusu” olmasından da ziyade kupkuru bir hayata -hayatsız bir hayat- sahipliğini, içinde bulunduğu çevrenin ve bu çevrenin düşünce, inanç ve hayatlarının da “kuru” oluşunu içine alacak bir içeriğin ifadesi. Romanda bu her şeye sinmiş kuruluk -ki yazar diğer romanlarından farklı olarak bu kitaptaki üslubunda bunu vurgulamak için âdeta kısa cümleler, yalın bir anlatım, kısa bölümler tercih etmiş- tüm kitap boyunca ete kemiğe bürünmüş rahatsız edici bir varlık gibi kendini belli ediyor. Kuru Kız’ın bir adı yok. Yaşadığı yerin de neresi olduğu belli değil. Annesinin, babasının, kardeşinin, komşularının da hakeza. Anne, baba, kardeş, dayı, hocahanım, demir doğramacının karısı, müteahhit, köfteci, patron… şeklinde liste uzayıp gidiyor. Kuru Kız’ın bir kimliği, bir hayatı da yok. Toplumumuzda ve birçok toplumdaki pek çok ezilen, sömürülen, hor görülen ve kimliksizleştirilen kadın gibi. O, başkalarının hayatını yaşayan, bu yüzden de kendi hayatını yaşamaya hiç sıra gelmeyen biri. Annesi henüz 36 yaşındayken ölünce birden anne oluyor. Evi çekip çevirmek, babasına ve kardeşine bakmanın yükü biniyor omuzlarına. Sonra baba bir iş kazası geçirip yatağa mahkûm hâle düşüyor. Ona bakıyor yıllardır. Babasının vefatından sonra da 37’sindeki kardeşini bir kalp krizi sonrasında kaybediyor. Ancak bu vakitten sonra bir hayatı olduğunun ayırdına varabiliyor. Özgürlük, bu vakitten sonra yani onu bağlayan tüm bağlarından “ölüm” marifetiyle kurtulmasıyla yüzünü gösteriyor ona. Bunca ölüm bir yaşamın başlangıcı oluyor bir yanıyla. Bir kadın olarak pek çok hem cinsi gibi içinde bulunduğu toplumda ehemmiyetli bir yeri yok, kimliği yok, ağırlığı yok. Mezarlık sahnesi bunun en canlı örneklerinden biri olarak romanda çok dikkat çekici bir şekilde anlatılmış. Kardeşinin cesedini mezara koyacak “erkek” bir akrabası ya da yakını olmadığı için, orada olanların da buna pek gönüllü olmaması yüzünden neredeyse ölü öylece orta yerde kalacak gibi bir an yaşanıyor ki burada yanında/arkasında bir erkek olmayan kadının “sahipli sahipsizliği” çok vurucu bir şekilde vurgulanmış. Kadın, bir yakınının cenazesini kabre indirmek hususunda bile erkeğe muhtaç, bu işi kendisinin üstlenmesine icazeti olmayan ve tamamen erkeklerin insafına bırakılmış bir varlık ve toplumun ördüğü ritüeller ağı onu çepeçevre kuşatmış. Kuru Kız, bu kimliksizlik ve hayatsız hayatın içinde kıt akıllı görünmekte buluyor kendini birçok şeyden korumanın ve sakınmanın çaresini çoğu zaman. Yani salağa yatıyor hiç de öyle olmadığı halde. Konu komşudan uzak durması, onlarla olduğu zamanlarda ise pek etliye sütlüye karışmayan akmaz kokmaz bir tavır içindeki duruşu onun hakkındaki bu zannı her defasında kuvvetlendiriyor. Ve son kertede bu insanlar “ketenpere”ye getirip onun elinden “iyilik yapma” bahanesinin arkasına sığınarak yok pahasına evini almak istiyorlar. Her biri türlü yollarla “kimseye duyurmadan” onun aklını çelmek için “gizli” bir yarışın içine giriyor. O, bunların hepsini görüyor ve ince ince de hepsiyle dalgasını geçiyor. Finalde ise hepsini âdeta dumura uğratacak darbeyi vuruyor yumuşak atın çiftesi pek olur fehvasınca. Kitapta iyiliğin altında yatan motivasyon ve sebepler hususundaki iki tespit çok manidar. İlki iyilikte saklı olan kibir. İyilik, bir üstte ve üstün olma hali veriyor sahibine âdeta. Nefsî bir tatmin ve doygunluk hissetme aracına dönüşüyor. Yapıldığı bilinsin, daimî hatırlansın ve minnet duyulsun isteniliyor. Gizliliğin, sağ elin verdiğinin sol el tarafından bilinmemesinin bir hükmü yok bu düzlemde. Bilakis herkes bilsin, görsün ve “takdir” etsin. İyilik artık bir şova dönüşmüş durumda. İkincisi ise iyiliğe gizlenmiş kötülük. Sureti haktan görünmenin arkasına sığınarak. “İyilik olsun diye”nin ardına saklanarak. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez, hesaplılığıyla… Güler yüzle, tatlı dille, hediyeler, ikramlarla… Olmadı tehditle, tecavüze kadar vardırmaya çalışarak. İyilik, kuzu postuna bürünmüş bir kurdun sinsiliğiyle arzı endam ediyor hâl böyle olunca. Romanda Kuru Kız’ın bu sıkışıp kaldığı sığ ve anlamsız hayattan kurtuluşuna teknolojik yenilikler ve dijital çağın imkânları kapı aralıyor. Internet’teki bitmek bilmeyen merakının tatmini için girilen araştırmalar, izlenen videolar, akıllı cep telefonları ve onların birçok ihtiyacı karşılayan uygulamaları onu başka dünyaların ve hayatların varlığından haberdar ediyor. Bu sayede her şeyi geride bırakarak yeni bir hayata, daha doğrusu hayatını tersten yaşamak için 40’ından sonra kalkıp ta “dünyanın ucuna” gidiyor ve mutluluğu orda buluyor. Burada bilginin değiştirici, dönüştürücü ve harekete geçirici gücüne kuvvetli bir vurgu var esasında. Roman, Ayfer Tunç’un diğer romanlarına göre yoğun tahliller, tespit, tenkit ve ağır melankoli içermiyor bir yanıyla. Fakat kısa kısa da olsa yine onun tarzının tüm romana sindiğini söylemek mümkün. Aralarda birden çakıp ortalığı aydınlatıp geçen şimşek misali vurucu ifadeler, tespitler ve çözümlemelerin üzerinde uzun uzun düşünmek mümkün. Mesela okulların çocukların hayal güçlerini ve kapasitelerini nasıl iğdiş ettiğine dair birkaç satırlık ifadeler üzerine saatlerce konuşmak ya da yazmak işten bile değil. İnsanların ve toplumların “Tanrı-Allah” telakkileri ve bunların kişisel ve toplumsa hayatlara yansımaları konusu üzerine romana serpiştirilen yerler de bu mahiyette. Cinsellik, cinsel sapmalar ve cinsellik algıları da yine hakeza… Kısa bölümler halinde geriden öne, önden ileriye doğru akan dinamik kurgusu, yer yer mizahi anlatımı, topluma, toplumsal düzene, cemiyetin ahlâkî görünümüne, değişen dünyaya, kadın olmaya, kadının yeri ve konumuna, kimliksizliğine, sahipsizliğine, çaresizliğine… dair bir yığın can yakıcı meseleye dair yoğun olmasa da zengin içeriğiyle öncüllerinden farklı olarak algılanma ihtimali yüksek olsa da tam bir Ayfer Tunç romanı var karşımızda. Yazarı bilenler ve tanıyanlar bigâne kalmayacaklardır.
Edebiyat
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
·
77 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.