Puan vermedi·360 syf.····Okunma: 20 Haziran 2023 00:08 "İstediğin kadar saksağan vur vurabilirsen ama unutma bülbülü öldürmek günahtır."
-"Bülbülü öldürmek günah da saksağan vurmak mübah mı?" diye söylenmiş, içten içe alınmıştım bu yaklaşıma ilk etapta. Sonra bunu kendi sığlığıma vermiş, yazarın anlatmak istediği şeyin "Bülbül; gülün yâridir, hoştur, bundan mütevellit canı da pek değerlidir. Saksağanın canı can değildir. Bülbül yaşasın sevaptır, saksağanı da vur o da sevaptır." gibi sığ ve ana düşüncesi adalet olan bir kitabın, adaletten uzak böyle bir mesaja hizmet etmesinin mümkün olamayacağına kanaat getirdim neyse ki.
O bülbül ki şu an duyduğum sesinden ötürü olsa gerek daima iyiliği, güzelliği temsil etmiştir bizim kültürümüzde de ve iyiliği, güzelliği, adâleti öldürmekti günah olan. Saksağan ise kargagillerdendi ne de olsa! Karga ise kara, sesi karga, adı karga... (canımkarga...)
Iyiliği yayalım, yaşatalım biz. Kötülükler ölsün. Kuşlar iyidir...
Bir çocuğun elinin değdiği şeyler insana; kirlenmemiş, henüz yüklenmemiş sunî görüşlerden ırak, saf ve temiz hâli anımsatıyor. Yaradılışımızın doğaya aykırı olmayan hâlini, bütün, uyumlu ve kucaklayıcı oluşunu... Scout ve Jem adlı çocuk kahramanlar hatırlatıyor bunları bize bu kitapta. Büyüdükçe dünyanın adaletsiz düzeni ile her gün biraz daha yüzyüze geliyorlar, her gün biraz daha anlam vermeye çalışıyor ve her gün biraz daha "büyüyorlar". Anlatıcı Scout gibi bir çocuk olunca zaman zaman gülüyor, çocuksu merakıyla merak ediyor, saflığıyla tebessüm ediyor ama yer yer yüz yüze geldiği bazı gerçekleri onun gibi soğukkanlı karşılayamıyorsunuz. Anneleri yok ama neyse ki "İnsanların çoğu iyidir Scout, yeter ki sen onları bir gün gör." diyebilen Atticus gibi bir babaya sahipler diye teselli buluyorsunuz sonra.
İnsanın savaşı her yerde. Bu kitapta da bunu okuyoruz aslında. Kendimizle savaşıyoruz, başkalarıyla savaşıyoruz, düşüncelerle hatta ve hatta renklerden doğan nedenlerle. Savaşçı bir genimiz var diye yerli yersiz bu kadar savaşmak zorunda mıyız ? İlla savaşacaksak kötülük adına ne varsa kendimizden başlayarak onları karşımıza alamaz mıyız?
Renklerin birini diğerinden üstün tutan kimdir, bu ilk nasıl başlamıştır bilmiyorum. Saçmalığın dibinin sıyrıldığı kesin. Üstünlüğün ölçütü nedir diye sorarsak onlarca nitelik sıralayabiliriz. Ama asla bir renk olmadığını biliyoruz -bir zamanlar birileri bilmese de- Siyah ve beyazın kavgasına şahitlik etti tarih. Siyah hor görüldü bir insanda. 'Siyah' adına insanlık, insandan ne silinmez büyük 'beyaz' bir leke aldı! Oysa ikisi yan yana bir bütünün, uyum içinde duran asil ve saflığın temsilcisi parçalar. Sanırım insanlık bunu bir zamanlar sadece kıyafet kombinlerinde farkedebildi. Vasıfsız ölçütler, vasıfsız üstünlükler doğuruyor. Dün, bugün ve hâlâ... Dünya dönüyor, örnekler değişiyor; vasıfsızlık, vasfından bir şey kaybetmiyor.
Bazen sözler karşılamaya yetmiyor bazı hisleri. Ben de Scout gibi "...yalnızca duygudan ibaret bir şeyi açıklayabileceğimden emin değildim. "(syf314)
Adil bir dünya hayal ediyorum. Hiçbir rengin, dilin, ırkın bir diğerine üstünlük iddiasında bulunmadığı, üstünlüğün büyük İslam liderinin asırlar önce veda hutbesinde bahsettiği evrensel niteliklerde arandığı bir dünya...
İnsanın farklılıkları bir şükür sebebi gördüğü, aynılığın bize bir şey katmadığını farkettiği, farklılıkların uyumlu ahengini yakaladığı, ahenk içinde yaşadığımız bir dünya hayal ediyorum.
Hayaller, her zaman varamasan da onlara giden yolda yürümeye değerler...