“Dur tahmin edeyim: Televizyonu suçlayacaksın, interneti, sosyal ağları,video oyunlarını, cep telefonlarına yağan mesajları, e-postaları...”
“Ben hiçbir şeyi suçlamıyorum, bütün bunlar çok yararlı şeyler, tabii eğer tuzağa düşmeyecek kadar uyanık kalmayı başarabilirsek. Çünkü bunlara bağımlı hale gelmemizin nedeni nedir, biliyor musun?”
“Hayır.”
“Çünkü onlar içimizde duygular uyandırıyor. Bizler de duyguları hissettiğimizde yaşadığımızın farkına varıyoruz. Bu yüzden de hep daha fazlasını, daha fazlasını istiyoruz. Bütün bu sosyal ağlara bağlı kalmamızın nedeni de bu işte. Bir mesaj ilgimizi çektiği anda bir duygu hissediyoruz. Bir haber bizi endişelendirdi mi? Bir duygu. Biri beni mi düşünüyor? Bir duygu. Bir ülkeyi kasırga mı vurmuş? Bir duygu. Bütün bunlarda da hiçbir kötülük yok elbette ama dışarıdan gelen şeylere çok fazla daldıkça kendi kendimizle bağımızı koparıyoruz. Duygularımız dışardan gelen uyancılarla harekete geçirildikçe onları kendi düşünce, eylem ve hislerimizin içine yedirmekte gitgide zorlanır hale geliyoruz. Sanki lunaparktaki bir sürat treninin vagonunda yaşıyormuş gibi, bütün bir gün boyunca kimin sürdüğünü, ne yöne gitmekte olduğunu hiç bilmediğimiz bir trenin içinde bir aşağı bir yukarı savrulup duruyoruz.”
79