-Spoiler İçermez-
Distopya romanlarının belki de en bilinen ve en çok okunan kitabının incelemesiyle geldim bu sefer. 1984... Gerçekten çok etkileyciydi, tam bir başyapıt.
Erkek arkadaşımın okuduktan sonra defalarca kere okumamı önermesinden sonra, birkaç ay önce almıştım kitabı, o zamandan beri kitaplığımdaydı. Bir kere de yanıl be adam! Bir iki bölümü hariç bayılarak okudum. Hayatımın her anına renk kattığın gibi bu kitabı da bana kazandırdığın için teşekkür ederim sevgilim, iyi ki varsın :) <3 Emre Erdoğmuş
Bütün eylemlerinizin, her hareketinizin -bilinçdışı, uyurken olsa bile- ve hatta düşüncelerinizin devlet tarafından denetlendiği bir dünya düşünün. Daha ilk zamanlardan insanların büyük bir kısmını etkisi altına alıp düşüncelerini denetlemeyi başarmış bir iktidarın varlığında, sadece yaşadıkları zamandan dolayı bunu hatırlayabilecek kalan bir avuç insandan biri olan Winston'un hikayesi. Hatta Parti'nin çalışmaları devam etse ve birkaç yıl sonra Devrim'den öncesini hatırlayacak kadar yaşlı kimse kalmadığında, çocuklar da yeni kurallara göre ve yeni dile göre büyüdüğünde (kitapta Yenisöylem olarak geçiyor) mevcut durumu sorgulayacak ve kitabımızın ana karakteri olabilecek kimse kalmayacak. O kadar durum bütün detaylarıyla düşünülmüş ve manipüle edilmiş, duygulardan ve daha da önemlisi düşünmekten uzaklaştırılmış bir toplum tasviriyle karşı karşıyayız kitapta. İnsanlar sadece Parti'nin çıkarları için yaşıyorlar, aklında en ufak farklı bir fikir olan kişi de belirli yöntemlerle tabiri caizse 'yola getiriliyor'.
Kitapta özellikle ilgimi çeken şey bakanlıkların adı ve göreviydi. Ve tele-ekranların işlevleri. Ayrıca yeni dilin kuralları, çevirileri... Adamın kurgu gücüne ve zekasına hayran kaldım, zaten bir distopya yazabilmek için bu ikisine gerçekten gereksinim vardır. İşte bu yüzden de 1984 türünün en yetkin örneklerinden.
Açıkçası çok bir tarih bilgisine sahip değilim, çevirmenin notlarında kimi kesimlerce bu kitabın Stalin'e bir yergi olduğunu düşündüğünü belirtmiş, Stalin'in kendisi de -yanlış anlamadıysam eğer- bu durumdan muzdaripmiş ki dönemin SSCB'si kitabı ülkede yasaklamış. Ancak ben kitabın ilhamının buradan gelse bile tek bir kişiyle ilgili yergi olduğunu düşünmüyorum, kitap bana bundan fazlası varmış gibi hissettirdi. Bir insana yergiden çok genel olarak hükümetlere, iktidar sahiplerine ve yanlış uygulanan/uygulanamayan sosyalizme bir yergi daha çok bence. Ve yazıldığı çağın çok ötesinde bir kitap. Ya yazar çok ileri görüşlü, ya da biz geçen o kadar seneye rağmen hiç hatalarımızdan ders çıkarıp bir şeyleri değiştirmeye çalışmamışız ki, bugün hala bazı kesimlerdeki o yozlaşı ve devletlerin yönetimlerindeki yolsuzluklar ve yanlışlıklar hala çok fazla. Birçok ülkede işler bu kadar keskin hatlarla belirlenmiş olmamasına rağmen yine bir grup insanın gücü elinde tutması ve bu durumun değişmemesi için ellerinden gelen her türlü imkanı kullanmalarıyla süregeldiği gibi devam ediyor. Bu durum gerçekten üzücü.
Bir şeye de değinmek isterim ki, Winston'un özellikle Julia'yla beraberlikleri başladıktan sonra daha çok bu düzeni sorgulaması ve düzene karşıt tavır alması bence duyguların içimizde 'karşı koyma gücü'nün ve 'özgür yaşama isteği'nin tetikleyicisi olmasının güzel bir örneği. Gerçekten ilgimi çekti. Sadece ileriki kısımları beni şaşırttı ve sonu beklediğim gibi değildi ancak güzel hazırlanmış bir sondu.
Tek beğenmediğim kısım kitabın bazen gerçekten kitabın sıkıcılaşmasıydı, özellikle Winston kitabı alıp okumaya başladığında oradaki bilgiler de ilginç olmasına rağmen okurken sıkıldığımı hissettim ancak kalan kısımları, özellikle sonlara doğru gerçekten sürükleyiciliğiarttı diyebilirim.
Okumayı tavsiye eden herkese tavsiye ederim, mutlaka kendinize bir şeyler katacağınıza inandığım bir kitap.
Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim, herkese keyifli okumalar :)