Okurken beni gençlik yıllarıma götüren, hani herkesin başına gelmiştir dediğimiz bir yaşam dönemecinin aktarıldığı, korku hikayelerinin kurguya döküldüğü kısa bir gençlik romanı diyebileceğim bir kitap.
Tatilde anne, babası ile birlikte olmaktan bir hayli sıkılan, diğer taraftan üniversite sınav sonucunu bekliyor olmanın stresi ile cebelleşen, fiziksel görüntüsü ve öz güvenle ilgili kendince sıkıntıları olan yalnız genç bir akşam kumsalda ateş görür. Ateşin etrafında toplanmış gençleri görünce onlara katılır. Sohbetleri her birinin yaşamış olduğu ya da yakınlarından duymuş oldukları korku hikayelerini anlatmalarıyla devam eder.
Zamanında yurt odalarında, arkadaş toplanmalarında çokça anlattığımız, duyduğumuz cin, peri, dirilen ölü, ermiş hikayelerinin benzerleri. Bu şekilde bir kitapla karşılaşmak benim için keyifli bir okuma deneyimi oldu. Bir ara öylesine güldüm ki kızım korku hikayesi okurken mi gülüyorsun sen dedi.
Dilek mektubu ile ilgili benim de oldukça sıkıntılı yaşanmışlığım var.
Her bir hikayenin sonu tam netliğe ulaşmıyor, okurun kafasında soru işaretleri bırakıyor. Zaten bu tür hikayelerin ortak yönü de bu değil midir? Giriş, gelişme, sonuç döngüselinde işlemez, mutlaka bir bilinmezlik kalır yaşayana, okuyana...
Akıcı bir anlatım, güzel bir dil ve o yaşın psikolojisini başarılı bir şekilde veriyor olması nedeniyle kitabı başarılı buldum. Esra Taşpınar ile okuduğumuz bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum