Gönderi

Simyacı
10/10
·188 syf.··
2023 3. kitabı
·
Alıntıları paylaştım. Şimdi de “keyfimce” bir inceleme yazısı yazayım. 2023, Haziran 28. Hisarüstü’ndeyim. Yaz okuluna kaldım. Biraz ekonomi biraz felsefe takılacağız artık… Gece yarısı oldu. Nice zamandır kitap okumayı ihmal ettiğimi farkettim. Belki bu siteyi daha cazip bir mekana dönüştürebilirim, dedim. Takipleşme kaosuma bir düzen getirdim. İşsiz gibi 1000 kişiyi engelledim ve engeli kaldırdım. Bilmiyorum belki işe yarar. Daha az insan, daha çok aidiyet hissi… Her neyse yeterince boş yapıp biraz moda girdim. Sizi de daha fazla yormadan kitaba geçeyim. Spoiler hassasiyetim yoktur baştan söyleyeyim. Şu an kafamda bir kitap nasıl incelenir diye bir soru dönüyor ya neyse… Kitap beni biraz kıllandırdı. Yazar gerçekten satır aralarında heyecanı yükselttiği anlarda okuyucuya ne mesaj vermek istediğini biliyor muydu emin değilim. Ama mesele değil, belki de bu sanatının kendisidir. Arka planda sürekli bir şeyler dönüyor. İlk bakışta sembolik bir senaryo var sanki karşımızda. Uzaklarda bir yerlerde ise her insanın kendi hayatını uyarlayabileceği bir senaryo. Kitapların pek çoğundan az çok böyledir ama bu kitapta daha belirgin hissettim bunu. Bu yüzden yazar yüksek bir gizem payı katmış gibi kitaba. Sanki kendisi bile ne demek istediğini bilmiyormuş gibi gibi… Eleman çölle, rüzgarla, güneşle konuşuyor. Simyacı garip garip işler yapıyor. Olsun iyidir güzeldir. Başka ne söyleyebilirim? Güçlü bir vurgu var hayatın doğaçlama doğasına dair. Ki çok kez Kişisel Menkıbe kelimeleri geçiyor kitapta. Kendi hayatım adına da düşününce burası etkiledi beni biraz. Mükemmeliyetçi eğilimlerim var biraz. Düzen seviyorum. Belirsizlik tahamülüm pek de yüksek değil her ne kadar sınırlarımı zorlasam da. Ama olacak zamanla inanıyorum… Kitaba dönersek Santiago da çıkıyor alışkın olduğu Endülüs kırlarının ötesine. Koyunlarından ayrılıyor. Yabancı diyarlara yelken açıyor. Belirsiz, anlaşılmaz görünenin içine girebilme cesareti gösteriyor. Santiago başarıyor ve hikayesi yazılıyor. Her ne kadar kurgu olsa da… Evet, buradan bir ders alınabilir. Ama hayat… Mesele denge. Ben roman kahramanı değilim. Sonunu düşünen kahraman olamaz da denir ya neyse. Onlar bildiklerini yaşasınlar. Ben Polat Alemdar değilim. Hayali güzel ama yine de. Hayal satmak da kötü sayılmaz. Bırakın istediği gibi takılsın dileyen. Hayat yeterince zor zaten… Evet, denge. Farkettim de okununca nasıl bir izlenim bırakacak diye bir düşünce dolaşıyor kafamda. Bazen şirinlikler yaparken buluyorum kendimi. Ben de bunu size söyleyerek samimiyetime bir güç vermeye çalışıyorum. Ben de sizdenim der gibi. Yok yok kabul, her insan gibi ben de ikiyüzlüyüm. Yüzeyde ya da derinlerde. Tek gerçek bu. En karanlığı deneyimleyerek karanlıklardan arınma çabası… Denge, demiştim. Burada çok konuşmak istemiyorum. Sanki bir hayalin olur ve kimseye söylemedikçe o sana daha bir yakındır, öyle hissediyorum. Vakit de geçiyor. Arkada müzikler... Odada uyuyan var müzik mi dinlenir…! Bir konuya daha değineyim ve bitireyim yazımı. Belki değinmeye ihtiyacım vardır. Bir alıntı: “Başkasının kişisel menkıbesine burnunu sokan kimse kendi Kişisel Menkıbesini kesinlikle keşfedemez.” İnsan olmak garip şey. Yaşamak garip şey. Ahh o şarkı… Bu karşılaştırma olayını çözemedim. Karanlığı da yok yazacaktım ama var: Hiç olmak. Hiç olmak? Beklentiler? Sanki karanlığı var ama ruhen sağ çıkabileceğimiz bir atmosferi yok. İnsanın ruhu ölürse neyi kalır ki? Bilmiyorum belki bir gün… Hep bazı sonsuz ihtimallerin diğer sonsuz ihtimalleri sıfırlayabileceğini düşünmüşümdür. Bütün ümidin tükendiğini düşündüğümüz anlarda çaresizliklerin çok ötesinde bir çaresizliğimizin bizleri aydınlığa kavuşturabileceği… Hayat… Bitirirken çalan şarkıyı da yazayım. Siz de okurken dinlersiniz: İşte Öyle Bir Şey - Erol Evgin. İyi geceler.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma
·
119 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.