·172 syf.····Okunma: 28 Haziran 2023 22:01 Kim bu Mürebbiye Anjel? O, Fransız bir hayat kadınıyken sevgilisinin vasıtasıyla yolu İstanbul'a düşer. Burada zengin bir hanenin çocuklarına mürebbiye olmamasına karşın ilim öğretmeye başlar.
Bu sırada evin beylerinin aklını ve gönlünü çelme suretiyle her birini kafeslemek gibi şeytanice bir oyuna girişir. Hikayemiz böylece başlar.
Romanı okurken toplumun mihenk taşı olan aile kurumunun ne biçimde zayıfladığına şahit oluyoruz. Öyle ki her bir çapkınımız bir öteki akrabasının ardından dolaplar çevirmekten hiçbir çekince yahut pişmanlık duymuyor.
Çıkarlarına uyuyorsa dost, uymuyorsa düşman oluyorlar.
Ağızdan çıkan lafların gönülden geçenlerle hiçbir alakasının bulunmadığı bu ortamda elbette ahlak da yozlaşmış durumda. "Kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu o'dur." demiş Nietzsche. Bu romanın kişileri kendini dışarıya namuslu, sütten ak kaşıkmışçasına temiz kimseler olarak göstermeye kalkıyor ancak her birinin kirli çamaşırları bir bir ortaya dökülüyor, her bir ikiyüzlülük ortaya konuyor. Yapılan kötülükler, her bir ahlaksızlık bir sonrakine gebe kalıyor.
Mürebbiye ise çapkınlarımızın içindeki çarpık ahlak ormanını alevlendiren kıvılcım görevini üstleniyor. Ayrıca eserde Batı'ya olan ölçüsüz özentinin nasıl kendi gelenek, görenek ve adetlerimizi hor görme noktasına getirdiği anlatılıyor. Bu çatışma çelişkileri de beraberinde getiriyor. Bir bölümde Dehri Bey, tokat atmanın "alafranga" bir hareket olduğunu ve bundan dolayı kâhyaya bu eylemi mazur görmesini söylerken daha sonraki kısımda ise bir kadına vurmak yanlış olduğundan değil, frenk adetlerince epey terbiyesizce bir hareket addedildiğinden bunu yapmaktan vazgeçiyor.
Kitap dil bakımından epey sade ve anlaşılır. Olaylar çoğunlukla mizahi yer yerse olayların vahametini ortaya koyan "trajik" bir üslupla ele alınmış. Karakterler arasındaki konuşmaları okurken epey keyifli vakit geçirdim, yeri geldi kendimi kahkaha atarken buldum.
Siz siz olun bu ev ahalisi gibilerinden uzak olun!