Nermin Yıldırım'ın "Ev" adlı romanı yoğun olduğunuz bir dönemde zihninizi dinlendirmek için, kalabalık bir yolculuk ortamında kulaklığınızı takıp ortamdan uzaklaşmak için güzel bir roman ancak kendinizi geliştirmek, zihninizi yorarak hayatınıza anlam katmak isterseniz bu kitap öyle çoook övüldüğü gibi muhteşem bir kitap değildi benim için.
Bu roman, çağımızın trend yaşam koçlarının önerebileceği derinliği ve edebi yoğunluğu pek olmayan, çıtır çerez niyetine bir nefeste tüketilebilecek bir roman bence.
Romanda ince ince işlenen bir 'anlam arayışı' var lakin nedense bence bir çok konu havada kalmış hissi uyandırdı bende. Romanın ana karakteri Seher(Çiğdem)'in hayata veda etmek için çıktığı haç yolculuğunu okurken aslında psikiyatristinin eşliğinde EMDR tekniği ile içsel yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Ancak bu psikiyatri seansları kitapta hak ettiği yeri çok da alamamış kısa fragmanlar şeklinde yer bulmuş. Annenin kızı neden bırakıp gittiğinin açıklamaya muhtaç kalması, kendi kararlarını daha verebilecek yetkinliğe sahip olmayan bir çocuğun kendi kararıyla babasının onu yanında istemesine rağmen onun yanına gitmeyip akraba akraba dolaşması, en yakın kız arkadaşının bir dizi karakterinin çok seyredilen bir dramdan başka diziden teklif aldığı için saçma bir sebeple senaryo icabı ölerek ayrılması gibi kitapta pisi pisine hayatını kaybetmesi, romanın en önemli bir diğer kahramanı Ogo karakterinin birkaç 90'lar repliği dışında varlık gösteremeyip onca naz, niyaz kötü muameleye rağmen sorgusuz sualsiz Seher'e tabi kişiliği ile incelikli işlenen bir 'karakter' yerine bir 'tip' olmaktan öteye geçememesi, feleğin çemberinden, cayır cayır acıların ateşinden geçmiş Seher'in gecenin bir köründe bir iki saat sohbet ettiği bir adama aklını yitirip halüsinasyonlar görecek kadar aşık olması ve ona zihninden yeni yetme aşıklar gibi telefon mesajları kıvamında mektuplar yazması gibi nedenlerle konusu güzel ancak işlenişi havada kalan bir roman olması yönüyle beni kendisine hayran bırakan bir roman olmadı açıkçası.
Edebi üslup bakımından da tadı damağımda kalan bir ziyafet yerine romanı bitirdikten sonra tadı bir çırpıda yok olan bir atıştırmalık olmaktan öteye gidemedi maalesef.
Ama daha öncede belirttiğim gibi insan her zaman, her yerde kendisini zorlayan, yoran, farklı duygu ve düşünce deryalarına gark eden romanlar okuyamıyor. İhtiyaca binaen zihninizi çok yormadan hızla akıp giden sürükleyici bir roman arayışındaysanız bu roman da pekâlâ sizi tatmin edebilir.
Keyifli okumalar dilerim.