·502 syf.····Okunma: 07 Temmuz 2023 23:54 Orhan Pamuk harikası eser.
Kitabı beğenmeyen pek çok okur genellikle Kemal'in Füsun'a delicesine olan takıntısından, bunun gayriahlaki bir durum olmasından veya yazarın bir takım söylemlerinden kaynaklı eleştiriyor kitabı.
Doğru bulmuyorum. Herhangi bir kitabı okurken kitapta yazarın hayatından ve düşüncelerinden bir parça bulunabileceği gibi bazı noktalarda kitap ve yazarı ayırmak gerektiği kanısındayım.
Ayriyeten kitabı bir takıntı, bir aşk romanı gibi değerlendirmenin yanı sıra dönem şartlarını inanılmaz bir şekilde yansıttığını söylemek istiyorum. Kitap yirminci yüzyılın ikinci döneminden, 70'li yıllardan itibaren başlayarak Türkiye'nin uzun bir sürece içinden çıkamadığı sağ-sol kavgalarını, halkın bu duruma tepkisini ve yaşanan darbe olaylarını da anlatmış temel hikayenin çevresinde.
Bu siyaset ortamında, 70'li yıllar batı özentisi Türk sosyetesinin yaşamını da detaylı bir şekilde okuyoruz. Yaşanan siyasi karmaşıklıklara ve birbirini öldüren kutuplaşmış iki tarafa rağmen sosyete kendi aralarında birtakım dedikodulara, sinemacılığa, gezmelere ve batı özentiliğine devam ediyor.
Bu sosyeteden bir aile olan zengin, saygı duyulan Basmacı ailesinden Kemal Basmacı'nın gözünden hikaye anlatılıyor. Kemal'in, nişanlısı Sibel'e bir çanta almak için girdiği, o dönemde işi gücü olmayan sosyete ev hanımlarının açtığı butiklerden bir tanesinde gördüğü tezgahtar kız olan Füsun'a (Füsun, Kemal'in uzaktan akrabası aynı zamanda) tutulmasıyla başlıyor hikaye.
Yaşanan kalp kırıklıkları, Kemal'in daha da ilerleyen takıntısı ve geçen onca yılın ardından Kemal; Füsun'a ait olan veya Füsun'la ilgili olan bir sürü eşyayı biriktiriyor. Biriktirmekten ziyade ufak hırsızlıklarla büyüyen bu koleksiyonu, birtakım olaylardan sonra müze yapmaya karar veriyor Kemal. Bu noktada kitabın yazarı olan, aynı sosyeteden zaten önceden tanışmış oldukları Orhan Pamuk'a fikrini sunuyor ve kitabı yazmasını rica ediyor kendisinden. Tabii bu sadece bir kurgusal hikaye olmakla beraber, kitabın sonsöz kısmında Pamuk, kendisine bir çok defa ''Orhan Bey, Kemal siz misiniz?'' sorusu geldiğinden bahsediyor. Soruların hepsine hayır cevabı veren ve eminim ki okurun bundan şüphe duymasından zevk alan Orhan Pamuk'a inanıp inanmamak tamamen size kalmış. Zira bir insanın aşk denen duyguyu yaşamadan bu kadar derin bir şekilde kelimelere dökmesi bence imkansız.
Bahsetmeden edemeyeceğim, kitapta toplumun kadına ve erkeğe biçtiği rollere, bekâret ve namus kavramına büyük eleştiriler bulunuyor. Bahsi geçen bu kısımlar oldukça hoşuma gitti çünkü kadının kadın olarak adlandırılması için evlenmesi gerektiği görülen, evlenmemiş kadınlara kız denilen bir toplumda bu konuyu küçümseyip milyonların okuyacağı bir kitaba koymamak güç.
Uzun lafın kısası, içerisinde Füsun'a ait 4213 izmaritin; kıyafet, küpe ve ayakkabının yanında bir çok anı dolu eşyanın bulunduğu Masumiyet Müzesi'ne gidip kitabı okumanızı şiddetle öneririm. Eğer İstanbul'da iseniz tabii.