·592 syf.····Okunma: 04 Temmuz 2023 16:53 Bu sene kalemiyle tanıştığım yazarların arasına bir yenisi daha eklendi. Romana geçmeden önce Hikmet Hükümenoğlu hakkında beni şaşırtan birkaç bilgiyi paylaşmak istiyorum. Sevgili yazarımız, Boğaziçi Üniversitesi Fizik bölümü mezunu aynı zamanda da Koç Üniversitesi’nde master programını tamamlamış. Bu sektörde on yıllık bir çalışma hayatından sonra hayattan istediğinin bu alanda olmadığına karar vermiş olacak ki işinden istifa etmiş. Önce müzik yapmayı denemiş, bakmış olmuyor bu sefer de şansını yazmaktan yana kullanmış. Başarılı olmuş olacak ki bugün yayımlanmış yedi romanı ve bir öykü kitabı bulunuyor. Aynı zamanda da yaratıcı yazarlık üzerine atölyeler hatta üniversitelerde dersler veriyor. Hatta benim de okulum olan Mimar Sinan’da bu derslere devam ediyor. Gönül isterdi ki bu derslere ben de katılmış olsaydım
Körburun, yazarın kaleminden yaklaşık 4-4,5 yıllık bir sürecin sonunda çıkmış. Öncelikle Körburun’u romandaki yerinden bahsedelim sonra da yavaş yavaş romanın derinliklerine doğru ilerleyelim. Romana da adını veren Körburun aslında bir adanın ismi. Bu ada hepimizin bildiği Heybeliada(Halki), Büyükada(Prinkipo) gibi adalardan sonra yer alan, günde gidiş-dönüş olmak üzere iki seferi bulunan yazarın oluşturmuş olduğu hayalî bir ada. Kurgusal bir mekân da diyebiliriz. Öncelikle belirtmem gerekir ki roman geçmişte yaşanmış olan bazı siyasî olayların arka planında şekillendiği için yazarın anlatmak istediklerinin kurgusal bir mekân üzerinden okuyucuya sunulması zekice bir hamle olmuş, böylece yazar kendine istediği gibi oynayabileceği bir ortam oluşturmuş. Bu hamlenin de Körburun’u romandaki diğer karakterlerden farksız bir şekilde sanki başka bir karakter gibi öne çıkarıldığını söylersek sanırım yanılmış olmayız.
Körburun’a ilk olarak 1990’da Onur Öğretmen ile birlikte adım atıyoruz. Adadaki birkaç esnafı tanıdıktan sonra asıl başlangıcımızı oluşturan 60’lı yıllara dönüyoruz. Öncelikle Körburun’a gitmeden önce Meral’i ve ailesini tanıyoruz. Sonra da Körburun’da yaşayan Hayri’yi, annesi Neriman Abla’yı, adada yaşayan Türk-Rum halkı tanımaya başlıyoruz. Daha sonra bu hayatların bir şekilde birleşmesi sonucu 80’li,90’lı yıllara kadar olan süreçte kahramanlarımızın ve aynı zamanda ülkemizin değişim ve gelişim sürecine ortak oluyoruz. Başladığımız noktaya geri geldiğimizde de yine Onur Öğretmen’le Körburun’a vedalaşıyoruz.
592 sayfalık epey hacimli bu roman ile birbiri içine geçmiş çerçeve hikâyeler üzerinden 60 ve 80’lerdeki tarihsel sürece Körburun üzerinden tanık oluyoruz. 60’larda 6-7 Eylül olaylarının adadaki Rum halk üzerindeki etkisi, Kıbrıs olaylarının bu etkiyi ateşlemesi ve sonra 27 Mayıs Darbesi’nin yaşanması. Ardından 60’lar arka planında yaşanan 12 Eylül ve bütün bu yaşananların üç nesil üzerinden ele alınması. Yazarın da söylediği gibi o çarkın dönmeye hep devam etmesi…
27 Mayıs’ın ve 12 Eylül’ün etkilerini farklı kesimler üzerinden okumayı çok sevdim. Körburun’da yaşayan Neriman Abla ve oğlu Hayri üzerinden aslında onlara pek de dokunmayan 27 Mayıs’ın dolaylı etkisini görüyoruz. Ancak 12 Eylül’ü direkt bu faaliyetlerin içinde yer alan Seher ve annesinin evinden doğrudan tanık oluyoruz. Bu hikâyeler bize aktarılırken ve olaylar olağan akışında devam ederken bir anda kesilip, kahramanların hayatlarını başkalarının bakış açısından okumak da bu romanda sevdiğim bir başka nokta oldu.
Romanda belki bugün bile konuşmaktan çekinilen, ülkemizin karanlık köşelerinde kalmış konular ele alınmış olsa da yazar romanın sonunda bu karanlığa bir ışık tutmayı tercih etmiş. Biz de öyle yapalım ve onun da romanda yer verdiği Edip Cansever’in şu dizeleriyle yazıyı bitirelim:
“Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır.”