Dorian Gray'in Portresi
Oscar Wilde'in tek romanını okuduktan hemen sonra üniversite hazırlık döneminde gördüğüm Psikoloji ve Felsefe derslerinin bazı kavramlarına bir geri dönüp baktım, araştırdım, irdeledim. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Oscar Wilde bu eserinde edebi mesajlardan çok felsefi ve psikolojik mesajlar vermiştir. Tabii bunda dönemin yani 19. YY'ın sosyolojik tahlili de önemlidir. Oscar Wilde'in içinde bulunduğu dönemin kısa bir tahlili ile başlamak istiyorum incelememe. Sebebi ise Oscar Wilde'in romanın önsözünde: " Basil Hallward, ben olduğumu sandığım kişidir: Lord Henry, dünyanın benim hakkımda düşündüğü kişidir: Dorian, belki başka çağlarda olmak istediğim kişidir," demesidir.
Oscar Wilde 19.yy İngilteresi veya Britanyasında " Victorya Çağı " denilen, Brintanya'nın en sevilen kraliçelerinden Victorya'nın siyasi dönemini ve 1832 Reform Hareketinin başlangıç dönemleridir. Oscar Wilde, bu karanlık dönemde Reform Hareketlerinin yeni yeni başlamış olduğu çağda cinsel kimliğinden ötürü ağır yaptırımlara maruz kalmış, tercihi sebebiyle mahkum edilmiştir. İşte Wild bu dönemin ahlaki ikiyüzlülüğünü muhteşem bir kurguyla çok iyi aktarmıştır.
Romanın üç ana karakterinden olan Basill Hallward, Lord Henry ve Basill'in sonradan görüp tanıştığı hayran olduğu, portresini çizdiği Dorian Gray. Basill, Dorian Gray ile tanıştıktan sonra samimi olması ona hayran olması Gray'in portresini çizmesi Oscar Wilde'in cinsel kimliğinden ötürü ağır yaptırımlara maruz kaldığından esere yansıtmasıdır kendi kanaatimce.
Basill ve Dorian'ın porte çizimlerinde buluşmalarında bir gün Lord Henry'de yer almış, tanışmış ve Dorian'ın etkisi altında kalarak Henry ve Dorian arasındaki dostlukta başlamıştır.
Lord Henry, Dorian'a öğütler veriyordu. Onun çok güzel bir yüzü olduğunu söylüyor fakat ileride yaşlanınca bu güzelliğinden geriye bir şey kalmayacağını ve silik biri olacağını dile getiriyordu. Bu konuşmalar Dorian'ı uzun düşüncelere sevk ediyordu. Basil Hallward portreyi bitirdiğinde hepsi oldukça şaşırmışlardı. Dorian'ın çok başka bir büyüsü vardı. Yüzü çok gençti, çok güzeldi. Portreyi alan Dorian onu evinin en güzel yerine yerleştirdi. Ayrıca Henry'nin verdiği bir kitabı da okumaya başladı. Bu kitapta insanın işleyeceği günahların onu özgür yapacağını,içimizden geldiği gibi davranmazsak hayatın bir anlamı olmayacağını yazıyordu. Dorian tüm bu düşünceler sonucunda bambaşka bir insan oldu. Kendi güzelliğinin farkında ve oldukça bencil biri haline geldi. Fakat dostu Henry'nin onun için söyledikleri aklından çıkmıyordu. Henry şöyle demişti." Bu tablodaki Dorian hep böyle kalacak. Senin yüzün buruş buruş olsa bile o hep genç kalacak." O gün orada Dorian dua etmeye başladı. Tek istediği ruhunun bütün yaşlanmalarının bu portrede gerçekleşmesi fakat kendisine hiçbir şey olmaması. Duası ne yazık ki kabul olmuştu.
Bu noktada felsefi akımlardan ve psikolojiden bazı kavramları ön plana çıkardığını görüyoruz Wild'in.
Bunlardan birincisi Narsisizm. Narsisizm:
" kişinin kendi bedensel ve ruhsal benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılık" olarak tanımlanır. Dorian'ın kendisine bir şey olmak istemeyişi ve tablonun yaşlanmasını istemesi kendine güzelliğine dış görünüşüne ve mükemmelliyetçiliğe olan hayranlığıdır. Zaten Sibly Vane'e aşık olurken mükemmel sahne performansına aşık olması ve günün biri de kötü performans sergilemesiyle ondan ayrılması yine Dorian'ın narsistik bir karaktere sahip olduğunu gösteriyordu.
Dorian Sibly Vane adında bir kızla tanıştı. Aşık oldular ve hatta evlenmeye karar verdiler. Nişanlanacakları akşam Dorian kızın oyununa gitti. Fakat kız sahnede oldukça yeteneksiz bir oyuncu gibi davrandı. Bunu gören Dorian kızdan soğumaya başladı. Bu konuyu tiyatro çıkışında konuştular ve Dorian kızı terk etti. Fakat kız bu acıya dayanamayarak intihar etti.
Aslında bu romanda bir kurgudan çok, Wilde’ın kendisini temsil ettiğini düşündüğüm kişilik çatışmalarının olduğunu da söylemek mümkün. Kendisi de bu konuda; “Basil Hallward, olduğumu sandığım kişidir. Lord Henry, insanların ben sandığı kişidir, Dorian ise belki başka çağda benim olmak istediğim kişidir.” sözlerini söylemiştir. Yani bu romandaki üç karakter aslında Freud’un psikanalitik kuramında kişiliği oluşturan üç temel yapıdır: ego, süperego ve id. Lord Henry ego, Basil Hallward süperego, Dorian Gray ise iddir. Id (Dorian Gray) dürtüsel, ilkel, haz odaklı, süperego (Basil Hallward) ise ahlaki olan yönümüzdür. Süperego toplumsal kullara göre hareket etmemizi sağlar, rehberlik eder Ego (Lord Henry) gerçeklik ilkesidir fakat çoğu zaman idden gelen dürtülerin uygun zaman ve yerde tatmin edilmesine izin verir.
Tüm bu bağlamda romanı tekrar ele almak gerekirse, Dorian Gray’in pek iyi geçtiğini söylememizin mümkün olmadığı mutsuz bir çocukluk döneminden sonra kişiliğinin sert bir değişim geçirdiğini, yaşadıklarına ve hayatındaki insanlara karşı çok duyarsız bir konuma geldiğini söylemek olasıdır. Dorian Gray’in karakterindeki bu değişimin sebebi çocukluğunda yatan olumsuz anılardır. Freud’un psikanalitik kuramı açısından bakıldığı zaman Dorian’ın yaşamının her evresinde geçmişin olumsuz izleri görülmektedir. İlgisiz bir ortamda büyümesi zamanla onun diğer insanlara karşı da böyle ilgisiz bir tutum sergilemesine yol açmıştır. Kahramanın kendi statüsünden aşağıda bir tiyatro sanatçısı olan Sibyl Vane’e aşık olması ve onu hayatının merkezine kabul etmesi, onu hayatının anlamı olarak görmeye başlaması sevgiye olan açlığını göstermektedir. Ancak daha sonra yine yaşamının olumsuz yönlerinin ağır basması ile bunun tam tersi şekilde ilgisiz ve katı davranarak kendini sevgiye karşı kapatması Freud’un ‘’bilinçaltı’’ kavramının açığa çıkması ile açıklanabilir.
Id ego ve Süperego.
İd: Kişiliğin en temel, en birincil bileşeni yapar. İd, kişiliğin doğuştan var olan tek bileşenidir. Kişiliğin bu yönü tamamen bilinçdışıdır ve içgüdüsel ve ilkel davranışları içerir
Ego: Id'den gelişen ve id dürtülerinin gerçek dünyada kabul edilebilir bir şekilde ifade edilmesini sağlar
Süperego ise bir bireyin psikoloji anlamında ki makam olarak, en yüksek derecede olması olarak adlandırılabilir. Süperego, benliğe karşı denetleyici ve yargılayıcı bir şekilde rol almaktadır.
Tekrar romana dönecek olursak, psikolojik açıdan ressamı superego; Lord Henry'i id ; Dorian'ı da ego kavramı açısından değerlendirilebiliriz.
Dorian’ın çok yakın iki arkadaşı vardır. Bunlardan biri ressam olan Basil Hallward’tır. Basil Jung’un kişilik tiplerine göre içe dönük kişilik tipi özelliğini gösterirken, diğer arkadaşı Lord Henry’de ise Basil’in tersine dışa dönük kişilik özellikleri görülür. Eğlenceyi seven bir yapıya sahip olması, girdiği her ortamda arkadaş edinmesi, partilerde çok sık bulunması dışa dönük bir kişilik tipine sahip olduğunu göstermektedir. Hayata, olaylara ve insanlara karşı çok umursamaz tavırları vardır ve bu tavırları Dorian’ı etkileyerek ona farkındalık kazandırmıştır. Gray’in kişilik değişiminin başlangıcını oluşturmuştur. Zamanla Gray de Lord gibi dış dünyaya karşı umursamaz bir tavır içine girmeye başlar ve olayların nedenini hep karşı tarafa yükler.
Lord Henry ile karşılaştığında yirmili yaşlarında olan ve henüz kişiliği tam olarak oturmamış olan Dorian, Henry’nin etkisi altında kalmasıyla onun düşüncelerini benimser. Dorian Gray’in kadın düşmanı gibi görünmesinin sebebi de kendisidir. Lord Henry’nin kadınlara bakış açısı, o dönemin kadına bakışını göstermektedir. Kadınların değersiz, yeteneklerden yoksun olarak görülmesi ve erkek üstünlüğünün kabul edilmesi Karen Horney’in kadın psikolojisine ait kuramında göze çarpmaktadır. Horney’e göre erkekler bazı özelliklerinden dolayı kadınları kıskanmakta ve bu nedenle sürekli kadınları aşağılamaya çalışmaktadırlar. Horney kadınların bu şekilde ikinci sınıf görülmelerinin nedeninin biyolojik olarak yetersiz oluşları değil kültürel olarak maruz kaldıkları kısıtlamalar olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle insanların Oscar Wilde’ın eşcinsel olduğu ve dönemin dinamikleri içinde bu statüsü yüzünden acılar çekmesinden dolayı kadınlardan nefret ettiğini düşünmesi aslında çok yanlış bir bakış açısıdır.
Dorian Gray’in portresini yapan Basil’i öldürmesi ise zaman geçtikçe kendisinin yaşlanıp portresinin genç kalmasından kaynaklıdır. Dorian Gray’in zamanla yaşadığı kötü olaylardan dolayı portresindeki eski güzelliğini kaybettiğini ve her geçen gün daha da çirkinleştiğini görmesi onda bu portreyi yapan ressama karşı bir öfke oluşmasına neden olur. Sonunda saldırganlık içgüdüsünün etkisiyle ressamı öldürür.
Freud’a göre saldırganlık, insanın kendine dönük yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki objelere çevrilmesidir. İnsan diğer insanlarla savaşır veya onlara karşıt davranışlar geliştirir. Ölüm içgüdüsü dışa dönüktür ve diğerlerine saldırmak şeklinde dışa vurulur. Ölme isteği bilinçaltında kalır.” demiştir.
Psikolojik Bakımdan Degerlendirme
Zamanla vicdanı Dorian Gray’i rahatsız etmeye başlar, sürekli zihninde bu olayın görüntüleri canlanır ve uyuduğu zaman bu görüntülerle uyanır. Freud’a göre bu, bilinçdışına atılan olumsuz düşüncelerin rüya sırasında bilinç düzeyine aktarılmasıdır.
Vicdanın ruhun aynası olduğu söylenir. Portre bana göre ruhsal açıdan ahlak simgesiydi ve ressam ile özdeşiyordu yani superego(ahlak) Dorian 'ın kendisi ego yani denge. Lord Henry ise id yani isteklerine, heveslerine göre hareket eden id'i temsil ediyordu.
Renklerinde psikolojide bir anlamı vardır.
Bahsedilen sarı kitabın eserin ilk baskısının sarı olmasıyla sayfa 250 de değinildiği gibi;
"İnsanların ahlaksız diye nitelediği kitaplar insanları kendi ahlaksızlıklarıyla yüzleştiren kitaplardır.'' Temsil ettiği Dorian'ın kötü taraflarını meydana çıkaran bir kitap olarak gösterilmiştir. Hatta Dorian'ı içine çekmiş olduğunu söylemekle birlikte sevdiği anlamına gelmediğinin altını çizerek sanatsal açıdan dekadanlığın karakter özelliği olan sarı rengin ve tür özelliklerinden çekiciliğin ve yazarın ''sanat sanat içindir,'' anlayışını simgelediğini düşünüyorum.
Dengenin simgesi gri, bilinç altındaki korkuyu ortaya çıkaran mor...
Bu renkler kullanıldığı gibi yazar da eserinde anlamsal bir bağ kurmuştur bu renklerle.
Yunan Mitolojisi de görülür eserde.
Sibly Yunan Mitolojisindeki kahin Vane ise rüzgar yönünü gösteren rüzgardaki değişikliği belirtmek için kullanılan bir hava durum aracıdır. Bu anlamıyla Dorian Gray'in değişim çarkını temsil ediyor.
Mor örtü Dorian'ın bilinçaltındaki korkularıyla yüzmesinin bir simgesi olmuştur. Her örtü altındaki portreye baktığında aslında ruhundaki günahlarıyla yüzleşmektedir.
Son kısımda Dorian'ın portreyi yok etmesiyle kendisinin ölmesi; kendi ahlaksızlığıyla yüzleşmektense vicdanını yok etmesiyle aslında özünde kendini yok eder. Kişiliğindeki sonsuz kaosun sebebi de Dorian Gray'in id'i ile egoyu yönetme çabasından kaynaklanır.
İdin tehlikeli dürtülerinin ego tarafından kontrol edilemeyeceği ve kabul edilemeyen bu dürtülerin bilinç düzeyine ulaşacağına dair tehdide karşı verilen duygusal tepkiler nevrotik kaygıdır. Nevrotik kaygı, egonun içgüdüsel dürtülerle mücadelesinde başarısız olacağı ve bunun sonucunda ortaya çıkacak olumsuz sonuçlara ilişkin yaşanan kaygıdır. Jung’a göre orta yaş döneminde yerine getirmemiz gereken gelişim görevi, herkesin kabul ettiği düşüncelerden daha az etkilenmek, bunun yerine bu bilinçdışı güçlerin kendilerini ifade etmelerine izin vermek ve bunları bilinçli yaşamımızla bütünleştirmektir...
Hayran kaldım bu kavramlar ve araştırmalardan sonra esere. Wilde yazın hayatında bir roman vermiş ve gerçekten çok değerli imgelemeler psikolojik ve felsefi tahliller yapmış mesajlar vermiştir. Bir sözelci olarak Oğuz Atay eserlerinden sonra en sevdiğim eser olmuştur. Filmini de en kısa zamanda merakla izleyeceğim. Herkese keyifli okumalar