Puan vermedi·328 syf.····Okunma: 10 Temmuz 2023 19:09 "Başkalarının mutluluğu artık mutlu olamayacakların tesellisidir."
Daha önce bir kitabı okurken kendinizi bir kelebekmişçesine hafif hissettiğiniz, çalan bir klasik eserde dans ediyormuşçasına sayfaların arasında gezindiğiniz oldu mu?
Betimlemeleri öylesine hoş sözcükler seçilerek yapılmıştı ki okudukça kelimelerin tatlarını, kokularını almaya; müziğini duymaya, tasvir edilen şahsiyetleri görmeye başladım.
Her ne kadar çok beğenerek okusam da belki seviye olarak yeterli olmadığımdan belki de doğru zamanda okumadığımdan mütevellit -Çünkü araya sınav, tatil, akraba ziyaretleri ve uzun bir seyahat girdi.- bitirmem uzun sürdü. Yine de bu aldığım zevke, kitaptaki verilen mesajları almama, yazarın biçtiği rolde oynamama engel olmadı.
Hatta uzun zamandır -6 yıldır- görmediğim akrabalarımla baş karakter üzerine konuşmalar bile yapma fırsatı buldum. Ve fark ettim ki başkarakter yani Felix, sevilecek bir adam olmaktan çok uzaktı.
Bu gözle bakınca artık Felix'in duygularına ortak olmaktan, ona acımaktan, katılmaktan ziyade farkında olarak yahut olmayarak yaptığı davranışlara, tutumlarına kızmaya; onu yargılamaya başladım.
Her ne kadar sürekli farklı dönemlerde yaşamış insanlar desem de kitabın içine girip tüm kadınlara sıkıca sarılma isteğime karşı koyamadım. Bu kadar yükün altında kalıp gizlide kalmaları kalbime dokundu. Yazar içinde asla bulunmak istemeyeceğim ataerkil dönemin içinde bulunmuş birisi olduğundan elbette ki eserlerini de kendi rengine boyamış bu düzen. Hatta bir an Balzac'ın kadınlara karşı bir önyargısı mı var diye düşünmedim değil. Fakat araştırdığıma göre Balzac da aynı Felix gibi anne sevgisinden yoksun büyümüş. Bu nedenle de aynı Felix gibi kendinden yaşça büyük kadınlara ilgi duymuş.
Bu noktada Youtube'da araştırmam sırasında bu kitabın yorumunu dinlediğim Harun Çelik'ten alıntı yapmak istiyorum. Diyor ki: "Yarım kalmış Felixler yarım kalmış Henrietteler, daha sonra hikayeye dahil olacak Lady Dudley karakteri hep yarım kalmış karakterler. İşte o yarımlar birleştiğinde arkadaşlar, bir bütün etmiyor. Sadece o eksikliklerini devam ettiren, yarım kalmışlıklarını muhafaza eden iki tane yarım oluyorlar. O yüzden kendini tamamlamış bir bütün ve kendini tamamlamış bir başka bütün bir araya geldiklerinde işte o zaman çift oluyorlar."
Bir de kitapta sondan başlamak gibi kötü bir huyumun diyetini ödüyormuşum gibi hissettim. Siz asla öyle bir şey yapmayınız ki hüznününüz bir kitap boyunca ikiye katlanmasın.
Öte yandan kitabın kurgusundan bahsedecek olur isem; öyle çok bir olay akışı, macera, oluş bulunmamakta. Eğer öyle bir kurgu arıyorsanız bu kitap size çok uzak. Yazar olaydan ziyade duygulara, durumlara eğilmekte. Bir yazardan ziyade bir ressam kendisi. "Duygular resmedilir mi?" diyor iseniz buyrun efendim sizi belki hiç geçmediğiniz duygu denizlerinde boğulmanın eşiğine getirip sonra da oradan çekip göklerde süzülmenizi sağlayacak bir eser.
Felix'in zavallı hallerinin çaresizliğine ortak olup, Madam Mortsauf'un -Felix'in Henriette'inin- aşkına, sevgisine, merhametine anlam vermeye çalışırken; Lady Dudley'nin gelmesiyle bambaşka bir yere evrilen hikayenin içerisinde belki benim gibi Felix'e kızarken bir anda mektubun son satırını okurken bulacaksınız kendinizi. Ve aslında fark etmeden koca bir hayatın tavsiyelerini doldurmuş olacaksınız bohçanıza.
Kitabın sonu Kontes Nathalie'nin mektubuyla bitiyor ve bir kadın olarak söyleyeceğim her sözü Nathalie'den duymak ne yalan söyleyeyim içimi rahatlatmadı değil. Hiçbir kadın daha doğrusu hiçbir sevilen bulunduğu kalpteki başka benzer sevilenler ile baş etmek zorunda olmamalı. Sevgi ve özellikle aşk kalpte sevilene özel olmalı. Birini seveceksen ne öncekilerin özlemi ne de sonrakilerin hayali kalbini, zihnini işgal etmemeli. Hem ne demişti kitapta Balzac: "Aşk, kendisi olmayan her şeyden ürker."
Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.