İnsanlığın daha adının bile olmadığı devirde, dokuz acun Gök Tengri tarafından yaratıldı. Bu acunlardan birisi de Türüt Diyarı'ydı. Yaşanılan evren yaratılırken Tengri, evrenin özünden parçalar içeren üç taşı da yarattı ve insanların bu taşa layık olacağı zamana kadar göğün yedi katında saklandı. Türütler içerisinde bulunduğu savaşı kaybetmek üzereyken Tengri tarafından üç taş, üç koruyucuya emanet edildi: Türüt'ün Han'ı Alagan, bilge Adapa ve devrin baş katun alpi Uldız Katun...
Üç kadim taş aynı zamanda koruyucusuna özel yetenekler de veriyordu. Taşların sahipleri ise aynı soydan geliyordu. Lâkin bir sorun vardı. Yer altına kovulmuş Erlik'te taşlara hükmedebiliyordu. Taşların iyi saklanması lazımdı. Cenk dışında kullanılması kesinlikle risk oluştururdu. Taşlar sayesinde savaş kazanıldı ve taşlar özel bir büyü sayesinde bulunduğu yere saklandı.
Ta ki o güne kadar...
Bilmediği bir hayatın içine düşen Umay'ın öğrenmesi gereken çok şey vardı. Ona miras kalan güçler ise sadece bir başlangıçtı.
Epik fantastik türünde başarılı bir eser okudum. İlk sayfalarda bol bol not aldım. Çünkü karakterleri yakından tanımak istedim. İyi ki de o şekilde ilerlemişim. İlerleyen sayfalarda not aldığım detaylar, karakterler ile bütünleşmemi sağladı. Yazarımız anlatımında okuyucuyu tamamen acunun içine alacak şekilde sağlam adımlarla ilerlemeyi tercih etmişti. Kurguyu canlı tutmak adına yapılan tasvirler de başarılıydı. Alpagut Tigin ve Umay'ın didişmelerine bayıldım. Karakterlerin kendilerine has özellikleri vardı. Açıkçası kurguya göre fazla da karakter vardı. O nedenle yazarımızı canı gönülden tebrik ediyorum. Anlatımın Türk mitolojisinden unsurlarla harmanlanması ve olay bütünlüğünü bozmadan ilerlenmesi ustacaydı. Yazarımızın kalemiyle mutlaka tanışmalısınız.