Livaneli'nin dilini çok seven birisi olarak bu kitapta da aradığımı buldum diyebilirim. Toplumsal bir çok konuya değinen yazar bir çok konununda ucunu açık bırakmış. Göçmen sorunu denizde boğulan balık gibi kıyıya sürüklenen insanlar... Bebekler ve bebeğini çaresizce ölmemesi için geride bırakmak zorunda kalan anneler... Mesele insanlık ise neden Suriyelilere verilen haklar Talibandan kaçan Afgan kadınlara da verilmiyor diye sorguluyor insan. Yazar topluma ait bütün problemleri kitabın belli yerlerinde okuyucuya hatırlatıyor. Kentsel dönüşüm, köylerin doğal güzelliklerinin devlet eliyle yok edilmeye çalışılması. Kitabın bir yerinde denize zarar veren balon balıklarından daha zararlı bir türden bahsediyor yazar ve bunun insan olduğunu doğaya, insana daha çok zarar verdiğini söylüyor. Mustafa ve Mesude Deniz adındaki çocuklarını denizde boğularak kaybeden bir anne baba. Bir gün denizde bir yunus balığı küçücük bir bebek teslim ediyor Mustafa'ya. Hikaye bunun üzerine gelişiyor ve toplumsal bir çok yaraya değiniliyor. İnsan okurken insanlığını sorguluyor. Biz bu kadar ne zaman duyarsızlaştık diye düşünmeden edemiyor. Görmek için yok saymamak için coğrafyamızda yaşanan acılara şahit olmak için okunmayı hak eden bir kitap