On sekiz yaşında omurilik tüberkülozu sebebiyle yatağa bağımlı olarak yaşamaya başlayan Max Blecher, 28 yaşındayken hayata veda etmiş. Ama hasta yatağında yatarken bile yazmaktan vazgeçmemiş ve en önemli eseri olarak görülen bu kitabı 25 yaşındayken Romen edebiyatına kazandırmış. Daha sağlıklı koşullarda ve biraz daha yaşamış olsaydı, tüm dünyanın dilinden düşürmediği bir yazar olabilirdi muhtemelen. Nesnelere olan düşkünlüğü ve yer yer söz diziminde gösterdiği ustalıkla bana Proust’un üslubunu çağrıştırdı. Kitabın tam üç tane (!) olan ön sözünde de etkilenmiş olabileceği yazarlar arasında Proust’un ve Kafka’nın adı geçiyor.
Bu kitabın adı -ki orijinal adından birebir çevrilmiş-; yazarın ölmeden önce acil olarak kaleme almış olmasından ve anlatıcının bilinçaltındaki hayalleri gerçek yaşamında deneyimleyişini anlatmasından kaynaklanıyor. Kitabın teması, hayatın gereğinden fazla ciddiye alınmaması gerekliği üzerine kurulmuş. Birinci tekil şahıs ağzından yazılan eser; iç monologlardan, sıra dışı betimlemelerden, çocukluk, ergenlik ve gençlik anıları ile düşlerden oluşuyor. Yazar düşlerle gerçekleri birbirine karıştırdıkça; okurunu da çocuksu küçük keşiflerin getirdiği büyük mutluluk anlarına sürükleyerek hayatın o çocuksu neşesini kaybettiren sebepleri sorgulamaya yönlendiriyor.
Okurların çoğu, -rüyalar ve gerçekler arasındaki ince çizgiyi fark edemedikleri için- kitabın zorlayıcı olmasından yakınıyor. Ancak öncesinde sürrealist kısımlar barındıran başka metinler -özellikle de beğenilerek- okunduysa, bu eserin sürrealist açıdan sınırlı kaldığının söylenmesi bile mümkün. Misal; Sadık Hidayet- Kör Baykuş ve Orhan Pamuk-Yeni Hayat.
Sürrealizm; I. Dünya Savaşı zamanında savaşın kaotik gerçekliğinden kaçmak için edebiyat alanında Breton tarafından başlatılmış bir akım. Hasta yatağında yatan yazarın da yaklaşmakta olan ölüm gerçeğinden uzaklaşmak için bu teknikte yazdığı düşünülebilir. Sürrealist metinlerin çoğunlukla çeşitli maddeler ile beyinlerin bilinçli olarak bulandırılmasından sonra kaleme alındığı bilindiğine göre; belki yazar da tedavi amaçlı aldığı kitinin sarhoşluk veren etkisinden dolayı bu üslubu benimsemiş olabilir.
Sonuç olarak; Nur sayın programına göre okuduğumuz ve güzel bir sohbetle taçlandırdığımız bu kitabı ben sevdim ama herkese tavsiye edebilecek kadar değil. Ancak sürrealist etkilerin görüldüğü modernist ve felsefi kitapları sevenlere tavsiye edebilirim.