·184 syf.····Okunma: 12 Temmuz 2023 00:00 Her şey çocuklukta başlıyor ve kendimizde bitiyor.
İnsan olmak… Doğamızı, kişiliğimizi, insanları ve kendimizi derinlemesine bilmek istedik her zaman . Bu kitapta çoğunu bulabiliriz veya yolumuzu açabiliriz .
Alıntılar üzerinden gitmek istiyorum çünkü kitapta değinilip yorum yapılacak çok fazla bilgi var.
”Çevreye güven duyma ile kendine güven duyma birbirinden farklı olgular değildir . İnsan kendine güvenirse, diğer kişilerden de korkmaz ;diğer insanlardan korkan biri ise çaresizlik duyguları yaşar .Bir insanın kendine güvenmesi çocukluk yıllarında çevresine duyduğu güvenle başlar. Bu duyguyu sonradan, kendinden elde edebilmesi oldukça güçtür.” Yazarın da dediği gibi, kendimize güvenirsek korunduğunuzu hissederek çevremizden korkmayız. Ayrıca kendimize güvenirsek karşı tarafta bu güveni hissedip oda bize güven verir. Bu güven ise ailemizin bize olan güveninden kaynaklanır. Sonuçta küçükken kendimizi bilmeyiz bir nevi ailemizdir kalbimiz, beynimiz . Eğer aile çocuğa güvenirse çocuk yönetildiği , güven duyduğu kişilerden aldığı güveni kendisinde hisseder . Örnek olarak: "Bunu yapamazsın" cümlesi ile "En azından dene, yapabilirsin" cümlesi ile büyüyen çocukların kendine güveni aynı olamaz. Çünkü birinci çocuk her zaman bilinçaltındaki o ön yargıyı uygulayacaktır bu ön yargıda kendine ve çevresine güvensizliğe yol açacaktır.
"İnsan kendine değer verebildiği oranda başkalarına da değer verir; diğer insanlar gerçek anlamda değer verdiğini hissettirdikçe kendisini de değerli bulur. Yoksa bir diğer insanı yücelterek kendini küçültmek , ne ona ne de kendimize değer vermektir.”
Neden insan kendine değer verirse diğerlerine de verir ? Çünkü değer verirsek biliriz ki; bizim ,değer verdiğimiz kişinin önemli bulduğu kişiden yeni şeyler öğrenebiliriz, mutlu olabiliriz ve ona güvenebiliriz. Bir insanı yüceltip kendimizi küçültürsek de; küçülttüğümüz, güvenmediğimiz kişinin önemli gördüğü birisine nasıl gerçekten değer verebiliriz? Buradan kendimize değer vermek her şeyin başlangıcıdır mesajını çıkarabiliriz.
"Bir insanın kendi benliğini ne ölçüde diğer insanların görüşlerine göre değerlendirdiği, o insanın yalnız kaldığı zaman yaşayacağı korkunun oranını belirleyen en önemli etmenlerdendir.”
Benliğini insanlarla duyuran insanın benliği yalnızlıkla karşılaşınca hiçbir şeye güvenemez ,korkar. Böylece küçücük bir yalnızlık bile ona acı çektirir. Eğer yalnız kalırsa gerçek benliğiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Bu tabii ki iyi bir şey ancak onlara yabancı biriyle benliğini değiştirmek zorundaymış gibi olacaktır. Buradan tabii ki yapayalnız yaşamalıyız yorumunu yapamayız. Yapayalnız yaşarsak o zaman da hep kendi benliğimizle yalnız kalıp farklı düşüncelere yer vermediğimizden boşluk ve sıkılmışlık duygusu yaşarız. Ancak her anımızı insanlarla geçirip kendimize yabancılaşırsak o zaman da arkadaşlık bittiğinde (ki arkadaşları da bu kişiyi egemenlik altında tutabildiklerini hissedecek ve sonu da kötü olacak)durum zorlaşır. Kısacası çevremizle geçirdiğimiz zaman ile kendimizle geçirdiğimiz zamanı dengede tutmalıyız.
"Özellikle katı ve baskıcı bir ortamda yetişmiş insanlar için zaman, içinde bulunan anın değerlendirilebileceği bir varoluş boyutu olmaktan farklı bir biçimde, tüketilmesi ve bitirilmesi gereken bir nesne gibi kullanılır.”
Bir çocuk düşünelim. Yemeğini yemesi, tuvaletini yapması ,ödevini yapması gibi sorumlulukları hep ailesinin zoruyla, kendisiyle baş başa kalmayarak gerçekleştirmiştir. Çocukta kendine güvensizlik hissi oluşur çünkü küçüklükten güvendiği tek kişi bile ona güvenmeden ne yapması gerektiğini söylüyordur. Çocuk ise artık o görevleri sadece ödül, sevgi için yapar. Eğer ailesi tutumunu değiştirmez , çocuğuna düşünmesi ve deneyip bilinçli olması için şans vermezse çocuk her şeyi bitirmek için yapar. Sürecin tadına varmak eğlenmek , İş yaparken mutlu olmak , kendine yarar sağlamak için değil bitirmek salt sonuca ulaşmak için yapar. Böylece hayatında her şeyi yorumlamadan ve düşünmeden yapmaya devam eder ,kendine güvenemeyip mutlu olamaz. Bu örneği okul hayatımızda çok görürüz. Sadece not için ders çalışanlar ve çalışmayanlar...Kendilerini yarar sağlamak gibi bir amaçları yoktur ki bununda suçlusu ailedir. Eğer çocuğa zaman verilirse çocuk zaten sorumluluğunun farkına varır. Okul konusunda önemli bir gece gelip de bilincinde değilsin o zaman da konuşulmalı ve ilgilenilmeli diye düşünüyorum.
"Yıkıcı senaryolara katılmamaya başarabilmek etkin olma kavramının en önemli boyutlarından biridir. Ama pek çok insan için saldırganlık ve etkinlik eşanlamlıdır."
Saldırganlık içte tutulmasını en zor duygulardandır. Çünkü korktuğumuz bir şeye karşı kendimizi savunmazsak huzursuz hissederiz. Bu duygu saldırganlığa dönüşüne kadar sıkıntı yoktur. Ancak kendimizi kolayca kaybedebiliriz. Eğer saldırganlık harekete geçerse hem karşımızdakini güçlü varsayarız ve kendimizi de korktuğumuz ya da sevdiğimiz bir şeye fazla enerji harcadığımız için pişman ve kötü hissederiz. Bunun çözümü iradedir ve kendini tanıyıp hızlı hareket etmektir, düşünmektir.
Kitap gerçekten güzel ve önemli gerçeklerin, olguların üzerinde durmaktadır.
Aslına her şeyin bizim elimizde olduğunu hatırlamalıyız. Evet çocukluk kötü geçmişiz olmuş olabilir ancak geleceğimizi yönetmek bizim elimizde. Kendimizi öğrenmeliyiz ki bu da zaman gerektirir, sürecin tadını çıkaralım.
Kitabın kapağında dağların en yükseklerinin bile üstünde olup ellerini kaldıran sevinçli bir insan var. Buradaki insanın kendisiyle barışık, kendine güvenen ve kendini bilen biri olması sayesinde bu yolculuğu başarıyla tamamladığını düşünüyorum :)