Gönderi

Peki ya ben annemi doğurabilir miyim?
10/10
·64 syf.··
2023 26. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2023 00:51
Annie Ernaux, yalnızca kendi hayatından yola çıkarak, aslında bütün kadınların hayatını gözler önüne sermekle kalmaz; aynı zamanda yaşadığı ait olduğu sosyal çevresini de bizlere aktarmayı amaçlar. Yapıtlarının bu özelliğinden ötürü onlara birer otososyobiyografi diyebiliriz. Bu terimi yazar bizzat kendi bulmuştur. Bu terimle demek istediği, yapıtlarında kendi hayatından bahsederken aynı anda anlatılan hayatın arka planında bize o dönemin sosyolojik manzarasını da aktarmaya çalışmasıdır. Yani, kendisinin Fransız edebiyatına otososyobiyografi kavramını katmasıyla bir devir başlatmış diyebiliriz. Öncelikle kitabın genel hatları ile başlayalım. "Bir Kadın" kitabında Annie Ernaux hastanede kalan Alzheimer hastası annesi, onun ölümü ve ölümünden sonra geriye dönük anne-kız ilişkilerini anlatıyor ve deneyimlerini bizlere sunuyor. Çocukluğu, gençliği ve yetişkinliği olarak üç kategoriye ayırabileceğimiz bu kitapta, benim en çok etkilendiğim nokta Ernaux'nun annesiyle olan hem çatışmalı hem şefkatli ilişkisini adeta filtresiz sunuyor gibi olması. Her bir satırı okurken sanki Ernaux ile bir kafede beraber kahve içiyor ve karşılıklı muhabbet ediyormuşuz gibi hissetmiştim ve bu samimiyet benim içimi ısıttı. Kendisiyle anne-kız ilişkisi noktasında benzer deneyimlere sahip olmak da elbette ki beni içten etkiledi. Zaman zaman aşağılık kompleksi hissediyor, bazen isyankar oluyor ve annesinin en tasvip etmeyeceği şeyi yapıyor, birbirinden uzak iki kuşağın çatışmasını anlatmakla kalmıyor aynı zamanda kendi açısından anlatma zorluğunu da anlatıyor ve bunu hissettiriyor. “Annemin sert mizacını, sevgi patlamalarını, sitemlerini sadece karakter özellikleri olarak düşünmeye değil, aynı zamanda onun geçmişine ve toplumsal durumuna oturtmaya çalışıyorum. Bana gerçeği yansıtma yolundaymış gibi görünen bu yazma biçimi, daha nesnel bir yaklaşım inşa ederek bireysel belleğin yalnızlığından ve karanlığından çıkmama yardımcı oluyor.” Belki bu alıntı sayesinde de yazarın toplumsal kimliklere değinmeyi önemli bulduğunu da belirtebiliriz. Ek olarak: “Toplumsal yaşamın özünün kişiler hakkında olabildiğince çok şey öğrenmek olduğu, kadınların davranışları üzerinde sürekli ve doğal bir gözetim uygulandığı bir dönemde ve küçük bir kasabada ‘gençliğinin tadını çıkarma’ isteği ile ‘parmakla gösterilme’ kaygısı arasında kalmak işten bile değilmiş.” alıntısından da annesiyle olan ilişkisinin temelinde belli bir toplumsal kesimde ve onun normlarında yetiştirilme konusu mevzu bahis olduğu için, şu anki belki de çoğu gencin aynı konudan muzdarip olabileceğini -hatta olduğunu biliyor- ve zamanla bunları aşabileceğimize inanıyorum. Ya da belki de sadece kafamızda içinde olduğumuzu düşündüğümüz zincirlerden kurtulacağımıza inanmak istiyorum. Zira zamanla ebeveynlerin kıramadığı zincirler dolanıp çocuklarını sarmalıyor ve daha da aşılmaz bir hale geliyor. Bizler burada dominant bir anne figürünü görmekten öte, onun aynı zamanda kızını da kendisine benzetme çabasını görüyoruz. Düşündüğümüz zaman aslında sonu tek tipleşmeye giden korkunç bir ideolojiden bahsediyoruz. Bunu en çok ergenlik döneminde gören Ernaux şöyle bahsediyor: “Ergenliğimde onunla bağlarımı kopardım, daha sonra aramızda sadece çatışma kaldı.” Bu sebeple belki de Ernaux, annesini hem 'en iyi anne' hem de 'en kötü anne' olarak konumlandıramıyor. “Yazarken kimi zaman ‘iyi’ anneyi, kimi zaman da ‘kötü’yü görüyorum. Çocukluğumun en ücra köşelerinden gelen bu zıtlıktan kurtulmak için sanki başka bir anneyi ve başka bir kızı anlatmaya çabalıyorum. Bu yüzden olabildiğince tarafsız yazıyorum ancak bazı sözler (“Ya başına kötü bir şey gelirse!”) benim için diğerleri gibi soyut olamıyor.” Başta da bahsettiğim gibi, neredeyse filtresiz yazıyor, olabildiğince tarafsız anlatmaya çalışıyor ki bence bunu başarmış da. Belki de bu kadar kıymetli görüyor olma sebebim de budur, kim bilir? Kendisinin annesiyle her yaşadığı çatışmada 'bazen nefret ediyorum' demesi ama yine de annesinin ölümünü aşamaması, tıpkı reenkarnasyon gibi annesini 'yeniden doğurma' isteği ve onunla tekrar yaşama isteği bana çok dokundu. Bu kitabı en çok da annesiyle şefkatli çatışmalar yaşayan kadınların okumasını isterim sanırım. Bu sebeple ben bu kitabı anne- kız ilişkisinin portresi ve aslında tüm kadınların hikayesi olarak tanımlardım. Öyleyse, okuyalım ve hep beraber bu hikayeyi aşalım, ya da kendi hikayelerimizi. Bir Kadın Annie Ernaux
Anne Kız
Bir KadınAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,859 okunma
··
1 +1'leme
·
153 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.