·226 syf.····Okunma: 18 Temmuz 2023 16:14 Yakın geçmişte okuduğum kitapların sade, anlaşılır dil ve kurgularından sonra benim için sert bir geçiş oldu. Bir duraksadım. Eseri okumadan önce, eser hakkında değil de yazarı hakkında araştırma yapanlardanım. Bu sayede benim anlamlandırma sürecim daha kolay oldu. Çünkü eser boyunca Bener sizden gerçekten bir şeyler bekliyor ve beklentisini karşılayamadığınızda ise eser sizin için zorlaşıyor. Örneğin: Sema ve Ferda’yı anlamlandırmak için yazarın hayatı hakkında bilgili olmalısınız. Çoğu zaman yaşadığı durumları farklı yazarlar, sanatçılar ve eserleri üzerinden yaptığı alıntı ve göndermelerle aktardığı için belli bir kültürel birikime de sahip olmalısınız; içeriği yemek yeme ve açlık olan satırların bitişinde Knut Hamsun’un adı geçtiğinde anlam verememe sorunu yaşamamak, Oblomov’u anladığını anlatırken, devamında biraz açıklamış olsa da neyi anladığını sorgulamamak, “Richard Strauss müziğinde, El Greco yüzlü şövalye Donkişot’tum’ cümlesini ve onu takip eden cümleleri duraksamadan anlamlandırmak ve canlandırmak adına bahsettiğim kültürel birikime sahip olmak, bir nevi zorundasınız. Olmazsanız yazarın oldukça fazla kullanmış olduğu metinlerarasılık tekniği, metinler arasında kaybolmanıza yol açabilir.
Alegorik anlatım, bilinç akışı, iç monolog, zamanda geçişler, şiirsel dil, birden fazla anlatıcı ve belirli bir son ya da başlangıcın olmaması gibi özellikleri barındırmasından yola çıkılarak söylenebilir ki; modernizm ve postmodernizm iç içe geçtiği bir eser. Bu da alışkın değilseniz işi daha da zorlaştırır. Özellikle bilinç akışı tekniği o kadar süzgeçsiz kullanılmış ki.. bazen tek başıma otururken beynimde yaşanan konu geçişlerini okur gibi oldum. Bilinç akışının bu kadar süzgeçsiz kullanılmasıyla birlikte cümlelerin devrik ve dilin şiirsel olması da anlamlandırma sürecine köstek olur nitelikte denilebilir.
Dil ve tekniklerin ardından eserin tamamiyle Camus’cü yaklaşımla yazıldığına dikkat çekmek gerekir. Eser, “Kendini sınırsız özgürlükle gerçekleştiremeyen birey, bunun farkına varınca olümü ve boyun eğmeyi yadsıyarak, başkaldırarak uyumsuzca yaşar.” Albert Camus’ye ait olan bu söz göz önünde bulundurularak okunduğunda Osman’ın boyun eğmediği anlaşılacak, eserde geçen “Yorgunluğun, bıkmanın da kendine özgü tadı, kokusu vardır.” ve “Sen hep yanılgı ve yenilgilerden oluştuğun için yaşayabilensin!” cümleleri de daha sağlam bir zemine oturtulacaktır.
Kitap, Nijad ve Topal Osman lakaplı Osman Yaylagülü’nün yaşadığı yasak aşkı, Faik ve Kemal adlı kişilerle dostluklarını, yaşadığı toplumu, dönemin siyasi olaylarını, siyasi sebeplerle Osman’ın tutuklanmasını, şu mesele yüzünden Ankara’ya taşınmak durumunda kalmasını anlatmaktadır. Kısaca Balıkesir’in Edremit ilçesinde yaşayan Osman’ın ve çevresindeki kişilerin hayatlarına şahit oluyoruz. Konusuna bakıldığında kolay gibi görünüyor olabilir fakat modernizm akımında ön planda olan olay değil, kişinin iç dünyasıdır. Osman'ın iç dünyası da oldukça karışık. Bu sebeple ara vermeden okumanızı tavsiye ederim.