·520 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Temmuz 2023 22:09 Ah Martinim! O kadar çabaladı ki o Tanrılaştırdığı burjuva sınıfına ve özellikle de ilk kez aşık olduğu Ruth’a layık olabilmek için. En sonunda o kadar bilgili o kadar büyük oldu ki, diğer hiçbir sınıf ve insan ondan daha üstün olamadı. En üzücü olan şey aşkı, zamanla masumluğunu kaybetti. Aç kalarak, bisikletini ve takım elbisesini rehine vererek, daracık bir odada yazdığı metinleri ve pulladığı romanları yıllarca satamadı ve aşkını, yemeğini, takım elbisesini, bisikletini hatta daktilosunu bile kaybetti. En sonunda eserleri değer kazandığında yanında birden burjuvaları buldu. Onlara layık olabilmek için uğraşırken, ona sırt çeviren, onu küçümseyen ve açlığını bile fark etmeyen o sözde kibar ama hiçbir şey bilmeyen burjuvalar şimdi kitaplarını okuyor, onu lüks yemeklere davet ediyordu. Ün kazanmaya başladığında, servetleri olduğunda koydular onu insan yerine. Aşık olduğu kadın, ün kazandığında burjuva ailesini karşısına almaya cesaret edebildi. Martin onun için ruhunu feda etmişti oysaki; beş parasız, ufacık umutlara tutunarak yıllarını feda etmişti. Onlarca uykusuz geçen gece, aç kalan mide, patlayana kadar düşündüğü beyni bu korkak kadın içindi. Evet kadın seviyordu ama sevgisi her şeye rağmen değildi. Martin’e hiçbir zaman engel olmadı fakat aynı zamanda da inanmadı. Yazar olabileceğine inanmadığı için aşkına sahip çıkıp o hep inandığı sınıfına karşı duramadı, Martin’i terk etti. Geri döndüğünde ise karşısında ‘hasta bir adam’ vardı. Hayır bedensel olarak değil, Lizzie’nin dediği gibi ruhen hasta bir adamdı. Lizzie ise ‘Senin için ölürüm’ diyen güzeller güzeli bir kadındı, üstelik onu hep sevmişti ve işçi sınıfındandı, Martin’i her şeyiyle seviyordu. Ün kazandığında bile hiçbir şeyini istemedi sadece sevgisini istedi ama Martin tüm ruhunu, aşkını Ruth’la tüketmişti. İçi bomboş kalıncaya dek ona adamıştı hayatını. Hem bu kadar bilgili, sıradışı hem de bu kadar umursamaz nasıl olabilirdi? Yazar olabildiği için sevinemiyordu bile. Martin aşık olmasa da Lizzie’den hoşlanıyordu bu yüzden okuluna devam etmesini sağladı çünkü verebilecek bir sevgisi kalmamıştı, bunu başka şeylerle telafi etmeye çabaladı. Herkesle vedalaşıp hayallerine açıldı fakat bir şeyler fark etti. En sonunda da denize kavuştu, özünde hırçın, denizlere açılan bu gemici adam. ‘Ölü bir adam diriltilmez’ dizesini fısıldamıştı, gitme vaktinin geldiğini anlamıştı. Hayallerine açıldığı gemiden herkesin gözünde yazar bir burjuva olarak, özünde ise aşkına sahip çıkan, onca zorluğa rağmen insanlara iyilik dağıtan, bütün zorluklarla karşılaşan ve bunlarla baş eden, ne olursa olsun borçlarını bir şekilde ödeyen hırçın bir denizci olarak, işçi sınıfından, ruhu tükenmiş bir Martin Eden olarak karanlığa gömüldü…
O kadar güzeldi ki kitap. Onun o büyük uğraşlarına şahit olmak çok özeldi. Sayfalarca çabalarını okudum tam sıkılmaya başlayacaktım ki yazarlığa sonunda adımını attı ve hak ettiği hayat ellerindeydi fakat bu hayatı yaşayacak ruh ve kalp kalmamıştı onda. Yitip gidişini okudum son sayfalarında. Hayatıma iz bırakan kitap karakterlerinden biridir artık Martin Eden. Seni bir burjuva olarak değil, her şeyinle hatırlayacağım. Sen hayatımda okuduğum ve gördüğüm en yürekten seven adamsın. En hırslı, en kendini tanıyan ve en güçlü, en eşsiz… Yaşamayı en çok sen hak ettin, ama çok yoruldun biliyorum. Biriktirdiğin bu yük omuzlarına ağır geldi. Keşke ruhun vücudun kadar sağlıklı olabilseydi, keşke seni boğan şey hayatın sızısı olmasaydı. Keşke Lizzie’ye aşık olabilseydin. Ve keşke insanlar bu kadar acımasız olmasaydı, sınıf farklılıkları olmadan birbirinin ruhunu incitmeden toplumda barınabilseydi. Tavsiye ediyorum, okumak isteyenlere, müthiş ötesi bir kitap. Sadece biraz sabır gerektiriyor. Kitaplarla, yeni dünyalara açılan sayfalarla kalın…