Kitabın ilk kez benim elime ulaşması yaşamın karanlık mizahının apaçık bir tezahürü şeklinde, aşık olduğum kadının vasıtası ile oldu. Kitabı okuduğum süreçte çalkantılı, sürekli yaşamla sınanan bir aşkın kucağında ve ülkenin birkaç şehri arasında seyahat halinde olduğum için, kitabın içindeki pek çok cümleyi çok daha derinden duyumsama fırsatı buldum.
Eğer aşıksanız ve ne yapacağınızı bilmiyor, etrafınızda ve içinizde dönen kuşların şarkılarında size ne anlatmaya çalıştığını bir türlü anlayamıyorsanız, mutlaka okumanız gereken bir kitap. Bir yandan aşkın dilini size tercüme ederken bir yandan da kendinizi, aşık olduğunuz kişiyi ve bizatihi aşkın kendisini anlamanızı sağlayacak bir rehber.
Yine de yazarın önce İsviçre, daha sonra da İngiltere’de yaşamış bir kişi olduğunu, haliyle batılı bir kalp ile duyumsanmış aşkı anlattığını da gözden kaçırmamak gerekiyor. Zira aşkın milleti olmasa da, aşıkların vardır.