• İş Olsun Diye

    Bütün güzel kadınlar zannettiler ki
    Aşk üzerine yazdığım her şiir
    Kendileri için yazılmıştır.
    Bense daima üzüntüsünü çektim
    Onları iş olsun diye yazdığımı
    Bilmenin.
  • ...Kalbindeki kapandı denilen yara kanamaya başlıyor, ak güllerin üzerine kızıl kan damlıyordu.
    Bırak damlasın.
    Kimim neşeyle, kimi acıyla beslenir.
    Fuzulî boşuna "Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip" dememiş. Postacı artık derdini seven biri olup çıkmıştı.
    Mustafa Kutlu
    Sayfa 27 - Dergâh
  • Erik ağacı
    Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın...
    Kitabı okurken bir yandan Yahudilerin Filistin'de yaptıkları zulümler aklıma geldikçe Nazilerin uyguladığı zulümlere karşı ağlamamak için kendimle savaştım ama başaramadım ben insanım etimle kemigimle ruhumla insanım ve ağladım ağladım savaşa yapılan soykırıma çocuklara yaşlılara ve insanlığa...
    Alman nazi zulmünü okurken,kendi atalarım aklıma geldi ve bu büyük milletin bir ferdi olduğum için gurur duydum.Fatih sultan Mehmet'in İstanbul'u fethettikten sonraki sözleri kulaklarımda çınladı;
    Savaş sonunda fatih, beyaz atına binmiş, ordusunun önünde, yanında hocaları bulunduğu halde istanbul’a ilk defa girerken, şehir halkı heyecanla türk ordusunu karşılamaktadır. fatih, şehre girince doğruca ayasofya’nın önüne gelir. burada büyük rütbeli papazlar, kesisler ve halk padişahın atının ayaklarına ağlayarak kapanırlar. o zamanlarda bir hükümdar, bir şehri zapdettiği zaman yağma ederdi. bizanslılar da bunu bekliyorlardı fakat büyük türk sultanı bu yerlerde sürünen bizanslılara şu şahane sözleri söylemiştir: ‘kalkınız ve müsterih olunuz. ben sultan mehmed; hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız. kimsenin malı yağma edilmeyecektir. kimseye zulüm yapılmayacaktır. hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.’ bu şahane müsamaha rumları şaşırttı. bu ne büyük kumandandı! İşte biz bu büyük atalarımızın torunlarıyız.gelelim kitap konusuna;Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın...
    Büyükannemin söylediği en güzel sözdü bu. Çünkü kökün ne kadar güçlü olursa vereceğin meyve de o kadar güzel olur. Ancak benim meyve verecek dallarımı daha on yedi yaşındayken kırdılar. Dün ile bugün arasında öyle çok fark var ki... Isaac ile erik ağaçlarının arasında koşturup, birlikte büyüdüğümüz küçük Alman köyüne rüzgârlı tepeden baktığımız günler çok mu geride kaldı şimdi?
    1938 yılının sonbaharı, neden savaşı beraberinde getirdi ki? Sürekli kulağımda yankılanan bomba ve siren seslerini kim silecek? Ailem ve ben sığınağa tam vaktinde gidebilecek miyiz düşüncesinden ne zaman kurtulacağım peki?
    Neyi özlüyorum biliyor musunuz? Isaac ile birlikte yumuşacık ekmek üzerine sürüp yediğimiz erik reçelinin tadını. O erik reçeli benim çocukluğum, hayallerim ve umutlarımdı. Ah Isaac... İnançlarımız yüzünden bu savaş bizi ayırsa da kalbimdeki seni nasıl alacaklar? Ben, Christine Bölz, her neredeysen orada senin yanındayım. Seni seviyorum, sevgilim ve senden hiç vazgeçmeyeceğim. Hem aşk için kimler neleri feda etmedi ki...
    Ardımda Kalanlar ile gönülleri fetheden Ellen Marie Wiseman, bu kez Erik Ağacı ile okuyucularıyla buluşuyor. Annesinin hayatına dayanan hikâye cesareti, kurtuluşu, kalp kırıklıklarını ve aşkla uyanan umudu müthiş bir gerçeklikle anlatıyor.
    Eğer kendi atalarımıza ve tarihimize hayranlığınızı tazelemek isterseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim.İyi okumalar...
    Ellen Marıe Wıseman
    Erik ağacı
    Akadya yayınları
    Çeviri:Dilek Paradan
  • Aşk üzerine bu kadar söz yazıldı da bağlanmayı niye kimse kale almıyor,
    Sonuçta o da aşkla yarışıyor...
  • Sevilen kişinin bir rekabet veya ölüm sonucu yitirilmesi, tutkulu bir âşık için, diğer bütün acıların ötesine geçen bir acıdır ve bunun nedeni de sadece aşkın bir tabiata sahip olması, onu bireysel olarak etkilemeyip essentia aeternası içinde, yani özel hizmetine ve istemine çağrıldığı türün hayatı üzerine saldırmasıdır, işte bundan dolayıdır ki, kıskançlık bu derece korkunç ve acı verici, sevilen kişiden vazgeçmek de fedakârlıkların en büyüğüdür. Bir kahraman, aşkın dışında hangi nedenden dolayı olursa olsun duygularını belli ederek zayıflığını göstermekten utanır; bir tek aşk bunun dışındadır çünkü o zaman inleyip feryat eden türün kendisidir.