• Günümüzde aşk üzerine parlak bir söz söylemeye çalışmak, hele ki bu eşelenmekten içi dışına çıkmış konuya yepyeni bir katkıda bulunma iddiasıyla ortaya çıkmak anlamsız ve tatsız bir çabadır..
  • 248 syf.
    ·22 günde·Beğendi·10/10
    Ötekini Dinlemek dizisinin 20. kitabı olan bu çalışmada, Chasseguet-Smirgel'in dediği gibi insanlığın evrensel hastalığı olan ideal hastalığı ele alınırken bazı ruhsal hastalıkların ortak çekirdeği açığa çıkarılıyor. Bu bağlamda sapkınlık, aşk, grup, yaratıcı süreç gibi görüngüler ele alınıyor. Aşağıda çalışmanın ilk üç bölümünden bahsetmeye çalıştım.

    "Ben İdeali" kavramı 1914'te yani, "üstben/süperego" kavramından çok önce Freud'un, Narsizm Üzerine (Narsizm Üzerine ve Schreber Vakası) adlı yapıtında ilk olarak ortaya konulmasına karşın zamanla, üstbenin yanında, önemini ve statüsünü kısmen yitirmiş olarak görülebilecek bir kavramdır. Öyle ki köken itibariyle ben ideali, birincil narsizmin, ve üstben ise oidipus kompleksinin mirasçısıdır. Ben İdeali, birincil narsistik mükemmellik durumunun bir ikamesidir, bizim "ben"imizden bir çatlakla, bir yarıkla ayrıldığımız ve her zaman kapatmaya çalışacağımız yere, ikame olarak sunacağımız şeydir. Tabi burada Lacanyen bir terim olarak, "Yarık-Çatlama (Béance-Déhiscence)" kavramını hatırlayacak olursak (Lacan Sözlüğü) , en temel anlamıyla, insanın doğadan kopuşunu ifade ettiğini görebiliriz. Bu "yarık-çatlama" elbette 6. ve18. aylar arasındaki, ayna evresinde kendini ortaya koyar. Bu yarılma, özne-ben'in, nesne-ben [benlik]'e dönüşmesi sürecidir; yarılma, özdeşleşmedir, ki özdeşleşmek demek yabancılaşmak demektir. Öznenin eksikliği işte bu yarıkta gizlidir ve özne de zaten ancak bu eksiklik noktasında tanıyabilir kendini. Bu yarık bu çatlak, kültür ve doğa arasındaki çatlaktır. Lacan'ın, ayna evresi için "bir dramdır" demesi de ondandır ki, burada bedenine yabancılaşan bir varlıktan bahsetmekteyiz. Yetersizliğinden, eksikliğinden kurtulmaya can atarken, imagolara sarılıp bütünlük kurmaya çalışarak kendine yabancılaşan bir varlıktır bu. Fakat elbette bu yarık tamamiyle ancak ölümle kapanabilir, ölüm bütünlüktür çünkü, tamlıktır, dengedir. Sayfa 18-19'da Chasseguet-Smirgel şöyle yazıyor: "Hiçbir zaman gelmemiş olan bir şeyi beklerken, tam bir boşalma ve doyumun gerçekleşmesi için bir şeyler hep eksik kalır." (1938).

    Bu çalışmanın perspektifinde Freud'un "Hilflosigkeit" kavramı yatar, ve bu kavram da "bebeğin birincil aczi, kendi başının çaresine bakamaması, kendi kendine yetememesi, ötekine muhtaç olması" anlamlarını içerir. Bebeğin bu temel güçsüzlüğü onu, ötekini, gerçekliği, tanımaya iter. Karşımızda, altına sıçıp işeyince, kendi bokunu temizleyemediğinden müthiş bir acziyetle kıvranan bir yavrucağız vardır ve tüm bu cehennemin ortasında yardımına koşan bir bakım veren, anne, bir melek, cenneti getiren. İşte bebek, kendinden alınmış olan, tümgüçlülüğü/birincil narsizmi/kadir-i mutlaklığı, nesneye yansıtır yani onun ilk ben idealine. Artık bu andan itibaren yeni özdeşleşmeleri ve ben idealleriyle, trajik bir şekilde, kendi kendimizin ideali olduğumuz o yitirilmiş zamanı ararız. Yani ben'in olmadığı, iç dünya (innenwelt) ve dış dünya (umwelt) ayrımının olmadığı yitik zamanı. Geçmişte kaybettiğimiz ancak gelecekte aramaya koyulduğumuz yitik zamanı. Bu nedenle ölümün vaat ettiği yitirilmiş zamana kavuşmadan evvel, ona giden yolun her bir durağında oyalanmaya devam ederiz, bu duraklar kültürün sunduklarıdır; iyi kitaplar okumak, müzik yapmak , tiyatroya gitmek, evlenmek, çocuk yapmak, başarmak ya da her şeye lanet okumak. Birincil aczimiz bize tek şeyi talep ettirir artık; elbette sevgiyi. En geniş anlamıyla buradaki sevgi, yolda yürürken tanımadığımız bir insanın nezaket duyarak bize gülümsemesinden, romantik-cinsel duygularla bağlılık duyduğumuz insanın bize sevgi sözleri söylemesine kadar geniş bir alana yayılır. Yani sevgi, onaylanmayı ve kabullenmeyi içerir burada.

    Ben ideali ve sapkınlığa bakalım;
    Chasseguet-Smirgel, ben idealinin evrimi önündeki engellerin incelenmesinde, ben idealinin ve bireyin gelişiminde fikir edinmek adına "Sapkınlık" örneğinin anlamlı olacağını söylüyor. Sapkınlığın nedenleri arasında öne çıkan iki olgu var; (1)annenin çocuğa yönelik baştan çıkarıcı tavrı ve (2) anne ve çocuğun, babaya karşı suç ortağı konumunda olmaları. Tabi burada işlenen suç, babayı "bir yabancı, adam yerine konmayan biri, ihmal edilebilir bir nicelik" (s. 25) olarak nitelemektir. Yani anne(bakımveren anlamında), bu konum ve tavır itibariyle çocuğun evrimini durdurur. Erkek çocuğun ben ideali, fallik babaya değil fallik öncesi bir modele bağlanır. Peki, kız çocuk? O zaten çok daha önce sakatlanmıştır çünkü o normsal olarak, "gerçek" cinsel nesnesi olmayan bir ebeveynden doğmuştur. Yani esasında erkek ve kız çocuğun ikisinin de libidinal yatırımı başta anneye iken kız çocuk daha sonra anneden, yani ilk aşkından, dostundan hüsranla libido yatırımını çekerek, yeni yatırımını babaya yapar. Fallik evredeki erkek çocuğun nesnesi hâlâ anne iken kız çocuğu nesne değiştirmiştir, ilk nesne anne geride kalmış onun yerini artık baba almıştır. Bu nedenle ki sapkınlık kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülür. Nihayetinde kız çocuk nesne için doyurucu bir nesnedir çünkü.
    Sapkın sahtekârdır, çünkü "sahte" fallusun, öznenin fallik penis olarak dayatmaya çalıştığı kendi anal penisini ikame eden "fetiş"tir. Yani fetişizmde nesne, öznenin narsistik tamamlanmışlığını temsil eder. Sapkın kendi sahte fallusunu yaratan kişidir bu anlamda. Sapkın için her şeyden önce gelen, kendi ben'idir. Sapkın, fallik öncesi nesneleri idealleştirerek, babayı tanımayarak kendi benine narsistik yatırım yapma olanağı yaratır. Chasseguet-Smirgel şöyle diyor bölüm sonunda: "... sapkının tedavisinin kaderi, ben idealinin hareketliliğine, yani baba imgesine yeniden narsistik yatırım yapma olanağına bağlıdır; bu da belirli bir düzeyde, antidepresif mekanizmaların göreli zayıflığı ve telafi edici mekanizmaların yetersizliğiyle (örneğin madde bağımlılığı) iç içe geçer. " s. 37.

    Ben idealinin gelişiminde annenin çocuğa verdiği narsistik onayın dozunun önemini sanıyorum ki sapkınlığı anlamaya çalışırken görüyoruz. Yani çocuğa verilen narsistik onay, çocuğu o evrede takılıp kalmaya özendirmeyecek biçimde yeterli düş kırıklığını barındıracağı kadar, çocuğu geri dönmeye itmemesi için de yeterli ödülü sağlayabilmelidir. Çocuğun ben idealinin yani biricik projesinin kalbi olan umudun korunması için bu optimal kırılmalar gereklidir. >>(Oyun ve Gerçeklik) Ve öyleyse eğer her yeni zafer, yas içerir.

    Şimdi daha önce yukarıda demiş olduk ki bizi doyumsuz kılan, bu anlamda ileriye taşıyan şey kendi kendimizin ideali olduğumuz zamanların özlemidir. Peki öyleyse yolumuzda ilerlerken, kültürün içinde, bu özlemi en iyi şekilde ne giderebilir, tabi ki aşk. Aşk, ayrılık travmalarımızı, bu anlamda pasifize etmeyi amaçlar. Aşkta, anlaşılmamak söz konusu olmaz, olamaz, aşık olduğumuz kişi ile o ilkel, yitik zamandaki eşduyumu kurarız, şarkıda dediği gibi,

    Ben ağlayınca ağlayıp gülünce gülen
    Bütün dertlerimi bölüp kalbimi bilen
    Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen

    Aşk, öznenin narsistik libidosunun bir kısmının nesneye aktarılmasıdır yani nesne (aşık olduğumuz kişi), ben idealinin yerini tutmuştur. Bu anlamda nesne değerlendikçe, parladıkça, muhteşemleştikçe, güzelleştikçe, özne daha az talepkar ve mütevazi olur çünkü nesne, ben'i soğurur, emer. "Ben, ben olmaktan çıkıyorum." diyen aşık, narsizminin sınırlandığını ifade eder bu bağlamda. Fakat yazar uyarır; bu narsizmin çekilmesi görünüştedir çünkü eğer öyle olsaydı depresif bir ton kazanırdı aşık olma durumu. Oysa aşık olan kişinin ilkin büyük heyecan ve sevinç duyduğu aşikardır. Chasseguet-Smirgel şunu kaydediyor "Bana öyle geliyor ki aşkta -ve ilk anlardan itibaren-, seçim anından başlayarak, özne ve nesne, ben(özne) ile ben ideali(nesne) arasındaki ilişkinin nesnelleşmesini temsil ederler. Başka bir deyişle, özne kendini ete kemiğe bürünmüş idealinin yanı başında bulur. " s. 63.
    Freud 1921'de şunu der, "İnsanlar arasında en kalıcı bağları yaratan şey, amacından sapmış cinsel eğilimlerdir. " Bu bağlamda aşkın süreklilik sağlaması, cinsel hedefinden sapmış saf şefkat öğeleriyle birleşmesine bağlıdır. Yani aşık olduğumuz kişi, verili bir anda doğaüstü mükemmelliğiyle değil, eksikliğiyle de sevilebilecektir. Aşk, öznelerinin, yeri geldiğinde annelik yapabilmesidir. Aşk, öznenin nesnesine yanılsama sunabilmesini ister. Tıpkı ideolojik grubun özneye sunduğu tümgüçlü anne yanılsaması gibi.


    İÇİNDEKİLER

    Sunuş, Saffet Murat Tura

    Giriş Notu
    Giriş
    1. Ben İdeali ve Sapkınlık
    2. Ben İdeali ve Gelişimi
    3. Ben İdeali, Âşık Olma Durumu ve Genitallik
    4. Ben İdeali ve Grup
    5. Ben İdeali ve Yaratıcı Süreçte Yüceltme
    6. Ben İdeali ve Benin Gerçekliğin Sınanmasına Tabi Tutulması
    7. Üstben ve Ben İdeali
    Sonuç Yerine
    Ek: Freud'un Yapıtında Ben İdeali

    Kaynakça:
    Kitapta Gönderme Yapılan Metinler
    Freud'un Yapıtında Ben İdeali
    Freud'un Yapıtında Yüceltme (P. Letarte)
  • SON PERDE


    Genç adam içtiği çayın sıcaklığını saklamak istercesine ağzını sımsıkı kapattı. Cebinden çıkardığı bozuk parayı çay tabağının kenarına bıraktı. Bir eliyle atkısını düzeltirken diğer eliyle kitabını masanın üzerinden aldı. Karşıya geçmek için hazırlanırken bir karışıklık fark etti.


    Arabanın korna sesi ve bunun yanında şoförün gereksiz dur kalk yapması. Bunaltıcı ve ürkütücü bir mesafede, sahibi tarafından zor zapt edilmiş azman bir köpek. Annesinin elinden tutmuş beş yaşlarındaki bir erkek çocuğun minik tekme hamleleri. Yaşlı bir adamın bastonuyla pekte nazik olmayan kurtarma çabaları. Umursamayan ve fark etmeksizin geçip giden insanlar. Ne için bütün bu karışıklık?


     Araba, köpek, çocuk, yaşlı adam ve umursamayan birkaç insan…


    Karşıda sadece bir kedi vardı.


    Kedi ne yapacağını şaşırmıştı. Genç adam bir an düşündü.


    Her şey bir an…



    Genç adam kedi oldu.



    Ben doğduğumda, babam yoktu ya da vardı ben görmedim. Şıpsevdi olduğundan başka diyarlara aşk aramaya gitti derdi, annem. Annemin dediğine göre kül renginde bir kediymiş, babam olacak adam.


    Pardon…


    Kedi!


    Adam!



     Ne diyeceğimi bilemedim. Zira bizi adamdan saymıyorlar. Olsun o zaman ben “Kedi Adam” diyeceğim. Kardeşlerimin çoğu başka mahallelere dağıldı. İçimizde bir tek “Mavi” şanslıydı. Gözleri masmavi ve kabarık beyaz tüyleri olan güzel bir kediydi. 

    Onu da genç bir kadın evine aldı, eminim mutludur. Emin olmayayım, umarım mutludur. Oysa kardeşim, aynı gün bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı. 

    Aslında insanlardan beklediğim bir s…


    Genç adam, bu keşmekeşliği bir sesle bozdu.


    -Gel pisi pisi, gel…


    Kedi önce tereddüt etti, sonra biraz daha tereddüt etti. Önünde onu çokta umursamayan şoför, yan tarafında onunla tehlikeli oyunlar oynamak isteyen bir köpek, onu kurtarmak için savrulan minik günahsız tekmeler, rastgele savrulan baston hareketleri ve daralan bir yol. Bütün bunları bastırıp kalbini yumuşatan bir “pisi pisi”…


    Kedi, genç adamla buluştu. Araba hışımla gaza basıp yoluna devam ederken, yaşlı adam bir dükkâna girdi. Gençler diğer sokağa dönerken, kediye bakmakta ısrar eden çocuk annesi tarafından çekiştirilerek gitti.


    Şimdi Genç adam ile Kedi adam kucaklaştılar. İkisi de birbirini bağrına bastı…


    ...


    Bu hikaye genç bir adamın, üç yıl önce bir kedi ile başlamış olduğu dostluk hikayesiydi. Adam bunu yazarken kedi, adamın içinde “sevgi” olarak yaşadı. Kedi hırıltısı saat tıkırtısını kesmişti.



    İKİNCİ PERDE


    Son zamanlarda insanın geriye doğru giden bir varlık olduğunu düşünmeye başladım. Geriden kastım geldiğimiz yere gitmek… Dünyada belli bir zamana kadar ileri gidebiliyoruz. Ve ne hikmetse zamanın bizim için bir geri sayım olduğunu unutuyoruz.

    Eğer bir tiyatro oyunu yazsaydım bu son perdeden başlayan bir oyun olurdu. Nasıl? diye düşünebilirsin. Son Perde!


    Yani olay örgüsünü sonuç, gelişme ve giriş yapardım. Kötü başlangıcı ve mutlu sonu olan bir oyun düşünelim. İşte ben o mutlu sonu en başta, kötü başlangıcı ise en sonda verirdim. En başta mutlu eder ve sonunda kimileri hafif mutsuz, düşünceli bir şekilde gidebilirdi evine. Ve her perdedeki oyunun birbirinden alakasız gibi görünmesinin yanında gizli bir bağlayıcılığı olmasını isterdim. Bunu yapamam biliyorum. Zira bunu en güzel hayat yapıyor. Hoş tiyatrodan anlamam bunlar naçizane fikirlerim.



    BİRİNCİ PERDE


    Genç adam, tüm gece boyunca bir sağa bir sola dönüp durdu. Bir ara uyuyamamasının tek suçlusunun, camı kırık duvar saatinin tıkırtısı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Aklına Nikola Tesla gelmişti. Yan odadaki saat tıkırtısını duyan ve kâbuslarla dolu hayatı olan bir dâhiydi. “Aslında tam olarak bu ben değilim”, dedi. Vefat eden kardeşinin kâbusunu neredeyse her gece gören bir deha olmadığının farkındaydı. Daha sonra kendini Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabındaki “Raskolnikov” karakteri olarak hayal etmeye başladı. “Hayır, hayır bu da değilim”, dedi. Ne bir tefeci kadın vardı ortada nede bir Sonya. Belki de Victor Hugo’nun Sefiller kitabındaki “Jan Valjan”… Tekrar genç adamın içinden bir ses: “ Hayır, hayır… Sen Jan Valjan değilsin. Evet, belki basit suçlar için ağır bedeller ödetiyorsun kendine ama bu sen değilsin.”

    Ve içindeki ses devam etti:” Geçmişine takılan her insan bir kürek mahkûmudur, tıpkı Jan Valjan gibi...”


    Geçmiş geçmemişse eğer gelecek gelmeyecek.…


    Düşündü, daha da düşündü ve düşünürken bir sarhoş yorgunluğu çöktü üzerine, uyuya kaldı. Dün gece ne yaşandı tam hatırlamıyordu?


    “Herkesten bir parça olduğu kadar, kendisinden paramparça olduğu…”


     Aslında nice hayatların, karakterlerin, hatta henüz gösterime girmemiş tiyatroların içinde olduğunu biliyordu. Madem gösterime girmemiş tiyatrolar bile içimde…



    Güzel bir selamı hak etmiyor mu? Son perde.




    http://serkanesir.blogspot.com/...ayn-scaklgn.html?m=1
  • EYLÜL İNCE'DEN

    Bir kitap düşünün ki içinde aşk olsun; babanın üvey evladına duyduğu, annenin öz kızına… Yine babanın alkole ve sigaraya, hepsinin 6 rakamına!...
    Biraz karışık oldu değil mi? Evet, kitap da böyle zaten; karışık, karmaşık, zor ama özel, farklı bir eser.
    Belki türünün ilk örneği, belki de postmodernizm romanın bir adım ötesi.
    Roman dediğime bakmayın, öykü türüne de dâhil edilebilir. Uzun öykü, kısa roman.
    Adından belli değil mi kitaptaki başkalık?
    6!
    Neden 6?
    Kitapta her yol 6’ya çıkıyor.
    Bazıları 6 bölümden oluşan toplam 6 öykü.
    6 ile ilgili birtakım şifreler var, kitabın sonuna değin çözemeyeceğiniz şifreler.
    Sonra anlıyorsunuz ki ya da anladığınızı sanıyorsunuz diyelim, 6’nın hem yapısal hem de anlamsal bir özelliği var.
    Sık sık yinelenen “1+4+1=6 eder” motifi de bunun işareti. Bu konuya daha fazla değinip kafanızı karıştırmak istemiyorum.
    Bir bölümde resim çizdiriyor yazar size, bir bölümde müzik dinletiyor, bir bölümde film izletiyor, bir diğer bölümde şiir okutuyor. Hayatın Anlamını Arayan isimli altıncı bölüm ise tamamen kafa karıştırıcı ve âdeta çıldırıyorsunuz. Zaten kitabın adı da “Çıldırmış Kitap” konulmuş.
    Dini ve felsefi göndermelerle Nietzsche’den Newton’a, Freud’dan Pisagor’a, Nasreddin Hoca’dan Simurg Kuşları’na kadar pek çok tanıdık isme değinilmiş ve bu bölümde mekân yok, zaman yok. Sanki siz de bu öyküde kayboluyorsunuz. Herkes bir arayış peşinde. Peki buluyorlar mı aradıklarını? Bilmem, belki.
    Kitapta devamlı bir kayboluş/arayış/buluş motifi var.
    Daha fazla yazarsam içinden çıkamayacağımı hissediyorum.
    Paranoyak bir anne, obsesif bir baba, histerik bir üvey evlat ve kitapta neredeyse hiç olmayan silik karakter küçük kız kardeşten oluşan bu sorunlu ailenin “saçma” öyküsünü okumak istiyorsanız, kitabı biraz karıştırın!
    Saçma demişken, varoluşçu edebiyatın “saçma”sı bu.
    Emre Karadağ Bu güzel kitabı topluma kazandırdığın için teşekkürlerimi sunuyorum.

    KUZEY ÜMİT MUTLU'DAN

    Emre Bey'in de tanımladığı gibi dağılmış bir ailenin "saçma" öyküsünü okumayı bekliyordum. Biraz ironi, biraz drama belki biraz komedi. Daha önce bu kitap hakkında yorumları okumuştum ama sanıyorum hiç biri bu kitabı tam olarak açıklamaya yetmez. İlk 4 sayfayı iki kere okudum. Kitabın dilini kavradıktan sonra benim açımdan anlaşılabilir olmaya başladı. Daha sonra 6 ile ilgili okuduğum yorumlarda, okuyucuların kağıt kalemle kitabı takip ettiği geldi aklıma ve hemen elime kağıt ve kalemi aldım.
    Nasıl yorumlayacağıma karar vermek için bayağı düşündüm.

    İlk bölümünde karakterlerin kim olduğunu ve genel itibariyle yapılarını kavrıyoruz. ama aralarda "neden bu böyle" ya da "neden böyle yapmış" sorularını size sorduruyor.

    H: Evlat edinilmiş bir çocuk. Mavi gözlü, alımlı, becerikli, zeki ve müzik konusunda yetenekli. Baba tarafından sevilmiş ama annesinden sevgi görmemiş. Annenin öz çocuğuna gösterdiği ilgi ve sevgiden küçük bir pay bile alamamış. Anne tarafından her fırsatta dışlanmış, şiddet görmüş histerik mutsuz abla.
    İ: Ailenin öz çocuğu. Ablası ile arası küçükken iyi olsa da zaman içinde aile içindeki tavırlardan etkilenmiş.
    Özel bir yönü yok; ne güzellik ne başarı ne baskın bir karakter. Annesinin ona olan sevgisi dışında silik bir karakter. Kitapta belirtildiği gibi iki boyutlu insan, uzakta okuyan hayırsız evlat
    O: Baba, okb'li, alkolik, yalnızlık çekiyor. H ile arasında güzel bir ilişki olsa da annenin fiziksel ve psikolojik şiddetine dur diyemiyor hatta kendisi de bu psikolojik şiddetten muzdarip.
    P: Anne, sinir hastası aynı zaman da temizlik hastası ve bu iki özellik sanki birbirini tetikliyor. Kısır olduğunu zannederek apar topar evlat edinmiş H'yi hatta kocasına rağmen bile denilebilir. Ama sonra hamile kalıyor ve biyolojik evladı varken evlat edindiği çocuğu sevemiyor. Onun gözünde tam bir günah keçisi. Büyüdükçe meziyetleri sebebiyle günahları da büyüyor. Anne içten içe onu kıskanıyor çünkü biyolojik çocuğu kendisine çok benziyor ve mavi gözlü H onlarda olmayan çok şeye sahip.
    Okurken P sizi çok sinirlendiriyor. Paranoya bölümünde sık sık vicdanının sesine kulak veriyoruz ama kendini affettiremiyor bana.

    Bu saydığım tüm detayları bölümler ilerledikçe kurgu ağı içinde, cümle aralarında buluyorsunuz. 5. Bölümün sonuna geldiğimizde ailenin öyküsünü kavrıyorsunuz. Bu arada bulmaca çözüyorsunuz.

    Şimdiye kadar okuduğum bütün kitaplardan farklı bir tarzı var 6'nın. Kendine has, değişik ve özel bir kitap 6.
    Dili yalın, bol bol kafiyeli cümleler var. Bazı paragraflar son derece şiirsel. Hikayeler bazen sondan başa, bazen baştan sona gidiyor. Anlatım dili bazen birinci tekil, bazen ikinci tekil üzerinden. Kitabın sonunda da yazarımız neden böyle olduğunu size açıklıyor; kendi içinde bir matematiği var bu kitabın. Dikkatinizi vererek okumalısınız, 120 sayfa olması sizi aldatmasın.

    İçinde sanat olan bir kitap ama sanat tarihi kitabı değil! Histeri bölümünde ki 6 hikayede bir klasik müzik eserinin bestecisi ile bağdaştırıcı özelliği bulunan H'nin hikayesi var mesela.. Bu güzel tavsiyeleri mutlaka dinleyin derim.

    Babanın olduğu bölüm "obsesyon" tabi ki 6 bölümden oluşuyor ve hepsi sanki bir film sahnesi gibi tasarlanmış.

    İki boyutlu insan bölümünde "İ" yi okuyoruz ama tabi 6 bölümde ve bu sefer
    sanat akımları üzerinden.. Oldukça eğitici bir fikir.

    6. Bölüm (hayatın anlamını arayan) Yazarımız benim yorumuma göre bu aile üzerinden hayatın anlamını arayıp yorumlamaya çalışmış. Burada da bir çok felsefeci ve düşünürün önemli yorumlarına rastlıyoruz. Genel kültür açısından oldukça faydalı. Düşünce ve ideolojiler birbirine sarmal şekilde bağlanmış. Böyle bir bölüm yazabilmek için oldukça iyi bir alt yapıya ihtiyaç var. Kendisini takdir ettim.

    7. Bölüm 6'nın anlamını açıklayan bir "son" söz aslında.

    Kitabın sonuna geldiğimde ben de yarattığı hayranlık verici şaşkınlığın karşılığını '6 hakkında' isimli bölümde buldum.

    # "Bu karalama varoluşçuluğun saçmasıyla saçma'nın saçma'sı arasında bir yerlerde olabilir!" diyor yazarımız. Kendinizi; birikimlerinize ve ruh halinize göre herhangi bir saçma'lığa yakın bulabilirsiniz.

    # "Neyse idi, neyse" yorumumu toparlayacak olursam ilk kitabını yazmış biri olarak ben, bu işin içine girdiğimden beri artık kitaplara farklı gözle bakıyorum.
    6 değişik bir kurgu ve anlatım diline sahip. Herkesin yapabileceği bir tarz olmadığını düşünüyorum. Şahsen 40 yıl uğraşsam böyle bir kitap yazamam. Yer yer cüretkar çünkü böyle bir kitap yazmak cesaret işi. Bu yaratıcılığından ve kurgusundan ötürü Emre Bey'i yürekten tebrik ediyorum.
    Kitabın düzenlemesi de güzel yapılmış, kayda değer bir hata görmedim.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Çok çok ilginç bir kitaptı.Sayfa sayısı az diye hemen bir günde okurum diye düşünmeyin döngü sürüyor yine yeniden okuyorsunuz her cümleden içiniz ürperiyor ve yeni bir bilgi buluyorsunuz aile hakkında..Ruhsal sorunları olan bir ailenin içseslerinden bulmaca çözüyorsunuz.İçsesler öyle karışık ki bir geçmişten bir şimdiki zamandan konuşuyorlardı.Temizlik hastası ve şizofren bir anne piyano çalıyor kelimeler tekrarlanıyor sürekli ve notalar . İki kızından birine şiddet, kıskançlık ve o mavi gözlerine kızgınlık ama neden Ona? Diğerine aşırı sevgi..Ama sonunda görüyor hangisi yanında ...Sürekli sarhoş ve düzen hastası takıntılı bir baba ve 6 rakamı 1+4+1=6 formülü ...kitabın sonunda kavrıyorsunuz 6 yı ve döngü tekrar okutuyor kitabı..bol bol araştırma yapıyorsunuz..Kitapta adı geçen klasik müzik eserlerini dinledim.. Beethowen gerçekten sağır,Chopin'in neden öldüğü anlaşılmayınca kaç yıl kalbi kavanozda bekletilmiş ve veremden öldüğü anlaşılmış.. Kuğugölü balesi Çaykovski ve Tristan ve İsoldeyi de ve o iksiri de araştırdım Wagner 'in , kör olan ünlü besteci Johann Sebastian Bach...
    Obsesyon !Çok zor :(
    Sonunda kitabı çözüyorsunuz ama öyle miymiş diyerek tekrar başa dönüş..Matematik de var,sanat resim müzik de herşey var kitapta...korkular gerçekmiş gibi olan hayaller..Arada vicdan sesleri de konuşuyor.Annenin nefret ettiği o kız en çok ona üzüldüm nasıl dayandı ?Sadece babasından gördüğü sevgi ve sır...neden gitti.. ?Sürekli resim yapan kız O da normal değildi.. Sebebi belli bu ailede yaşamak zor...O kuyu, bekleyiş ve meğerse..Off garip ama çok etkili bir kitaptı ... konu ne aşk ne korku ne macera çok farklı çok .. ben çok etkilendim..7 sonsuzluk...
    Emre Bey kaleminiz daim okurunuz bol olsun...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    Selman Bilgili
    9 Aralık 2018
    Emre Karadağ ın "6" İsimli Kitabı Üzerine İnceleme, Tahlil, Yorum VS.......

    1) Kapak ve Tasarım = Kitabı okumak için elime aldığımda ilk önce kapağını iyice bir süzdüm. Üst tarafında yeşil fon üzerine kahverengi renk tonuyla büyük harflerle yazarı bildiren "EMRE KARADAĞ" yazısı. Orta bölümde Anadolu kilim motiflerini hatırlatan yuvarlak sarı ve kırmızı renklerde muhtemelen bir tepsi. Onun üzerine konumlanan, taze ve bol yapraklı bir çiçek tutan ojeli tırnakları ile hanımefendi eli. Ayrıca bileklerinde muhtemelen Trabzon işi burma bilezik. Kapağın alt kısmına doğru inince gayet büyük punto ile çarpıcı kırmızı tonda "6" rakamı, ki bu eserin ismi. En son olarak kapağın alt kısmında "Dağılmış bir ailenin saçma öyküsü" vurgusu... Bu vurguyu mırıldanarak okuyunca, ojeli hanımefendi elinde bulunan çiçeğin bu aileyi temsil ettiğini ve kitabın bitimiyle beraber yapraklarının dağılacağı hissi uyandı içimde.
    Kitabın arka kapağında ise yazarımızın vesikalıktan biraz geniş ve fotoğraflıktan dar bir ebatta silueti. Hemen altında da "Kadın-Erkek" ilişkisinin karmaşıklığını, Adem ile Havva'dan bugüne damıtmışçasına irdeleyen tanıtım yazısı. Yazının son cümlesi "Biz kadınların tek isteği, birazcık sevilmekti." dikkatimi çekti. Şahsi düşünceme göre yaradılış gereği hiçbir varlık "Birazcık" sevilmek istemez. Çok sevilmek ister. 🤔 Ama hepsi de "Yok" hareketi halinde. Her neyse... Geçelim kitabımızın içeriğine....

    2) Karakterler = "P" Anne, "O" Baba, "H" Büyük Kız, "İ" Küçük Kız... Anneden Başlayalım...

    "P" anne karakteri... tam bir paranoyak. Evham meraklısı, şiir yazmayı ve okumayı beceremeyen şiir ve sinir hastası. Bu hastalığının aslında farkında olan ama hasta değilim diyerek hastanede kalmak istemeyen duygunun Mübtelası. Büyük kızını çocuğu olmuyor diye evlat edindikten sonra küçük kızını doğuran ve bu kızı adına aşağılık kompleksi taşıyan kişilik belası... Ara sıra vicdanıyla hesaba girip onu bile bıktırıyor.... En çarpıcı cümlesi "O kız bu evden gidecek!" haykırışı...

    "O" baba karakteri...Obsesif, zil zurna alkol hastası... Oturacağı koltuğa kaba etini isabet ettiremeyen çünkü muhtemelen mekanda sarhoşluktan bir değil beş koltuk gören edilgen karakter. Kendisinin film karakteri gibi olduğunu fark edememiş bir film düşkünü. Kamera, motor, kayıt... O her zaman az içmiştir. Etrafındaki insanlar abartır aslında. Büyük kızın yegane koruyucusu. En çarpıcı cümlesi "İki kadehle sarhoş mu olunur?" Babacım 20 kadeh olmasın sakın o?

    "H" Büyük kız, abla karakteri... Gerçek ve hayal duygu yükçüsü... Hayatının bir bölümünü öz evlat olarak geçirdikten sonra bir anda üvey olan ve bunun kekremsi tadını ağzı ile yüreğinde hisseden karakter. Hayatına müzik notalarını ve dans figürlerini yayan, becerikli, akıllı, güzel, hayattan ne istediğini az çok bildiği için anne tarafından artık istenmeyen karakter. Sürekli annesinin davranışları üzerinde an be an tahliller yapıp çocukluk hatıralarına inen karakter. En çarpıcı cümlesi "Biliyor musun? Benim çiçeklerimi atmış annem."

    "İ" Küçük kız, öz evlat karakteri... Üzerine söylenecek pek fazla söz olmayan silik karakter. Ortaya koyduğu resim tabloları, tuval ve fırça darbeleri kadar bile yok hükmünde karakter. En çarpıcı tespit "Çok uzaklarda okuyan hayırsız evlat. "

    3) Hikaye... Dağılma nedeni gerçekten saçma bir aile hikayesi işte... 1+4 ve 1 daha eşittir 6 eder. Zaten 4 aile üyesinin sayısı.. Baştaki 1 neden ve sondaki 1 sonuç olabilir. Bu hikayede karakterler hiç bir şekilde bir masa etrafında toplanmıyor, toplanamaz. Bu nedenle sonuç dağılma oluyor. Anne zaten hiç beceremediği "Öfkeli dilimin dolanması, Sesimin boş odada yankılanışı" gibi tarihe geçecek!!! şiirler yazıyor. Baba hayata hep bir kamera hayali ile alkol masasından bakıyor. Büyük kız Mozart 40.senfoni senin Chopinin cenaze marşı benim derken, Çaykovski ile kuğu gölü dansı yapıyor. Ve son olarak silik karakterimiz küçük kız tuvale dokundurduğu fırça darbeleri ile var olmaya çalışıyor. Gülünüyor, ağlanıyor, kızılıyor ama hiç kimse konuşmuyor. Hal böyle olunca dağılmak işten bile olmuyor 🤔

    4) "6" nın Sırrı = 1)Sırra İnan 2)Sırrın Ruhuna İnan 3)Sırrın Yazıldığına İnan 4)Sırrın Yol Göstericiliğine İnan 5)Sırrın Ödülüne İnan 6)Sırrın sırrına inan...

    5) 🤔 Buradaki "Sır" nedir acaba? Benim anladığım "Sır" insanın kendi içsel yolculuğu, yani insanın kendini arayışıdır. "Sır" insanın kendisidir aslında. İnsan... Soru sorma yeteneği sayesinde Dışa vurumculuğu, gerçek üstücülüğü, hayalciliği ve bil umum düşünce aksiyon çeşitlerini keşfeden insan....

    6) Aramak, bulmak.. Sonra tekrar kaybedip aramak ve bulmak yolculuğu... Yani hayat yolculuğu...
    "P" nin ŞİİRLERİ, "O" nun garip FİLM hayalleri, "H" nin MÜZİK ve dans figürleri ve "İ" nin tuval fırça eseri RESİMLERİ ile arayış.. İnsanın kendini arayışının hikayesi... Ciddi ve saçma bir arada. İşte hayattaki bu arayış içinde dağılmış bir ailenin saçma hikayesidir bu kitap. Ben de bu kitabı "6" maddede tahlil etmiş oldum. Sanırım "6" nın "Sırrına" dair bir şeyler buldum. Ve tahlilime ek olarak, "P" anne karakterinin şiirlerinden bir nebze daha iyi olduğunu düşündüğüm kendi şiirimi kondurdum.

    EMEL BOZTAŞ'DAN

    " Biteceğini bildiğim ömrümün hiç bitmeyeceğini sandığım günlerinde..."
    Kitaptan Alıntı
    " Bulacaksın nihayetinde, döneceksin başladığın yere..:"
    Kitaptan Alıntı
    Arkadaşlar, Değerli Yazarımız Emre Karadağ'ın "6" isimli kitabını okudum. Yazarımızın affına sığınarak, yorumumu yapmak istedim. 6, iki kız evlat, anne ve babadan oluşan dört kişilik bir ailenin psikolojisi üzerinden gitmektedir. Böyle sandığınız anda yanıldığınızı hissettirir size. Oysa hayatın tüm döngüsünü içinde barındırır 6.
    6, içerik bakımından bir derya. Okumak, okuduğunu anlamaya çalışmak, okuduğunu ANLAMAK... Anlamak? Anlaşılır bir dili var kitabın. Yalın. Farklı ve denenmemiş bir teknik, DÖNGÜ, SONSUZLUK...
    "ANLAMAK" O kadar derin bir kelime ki... Anladığımızı sandığımız herşeyi bir anda anlamadığımızı bilmek; ya da bildiğimizi sandığımız birşeyi anlayamamış olmak... DÖNGÜ...
    6, müzik, mitoloji, resim, felsefe vb. Gibi pek çok alanı içinde barındırıyor. Bir bakmışsınız:
    - Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum... Diyerek Mozart karşılar sizi. Eserlerinin tınıları ister istemez kulaklarınızda. Sonra bir bakmışsınız Richard Wagner ile karşılaşırsınız bir sonraki sayfa sokağında, Triston ve İsolde' ye zehirli aşk iksirini yudumlatırken. İlerdeki sayfaların sokakları sizi resim akımlarına götürür. Ekspresyonizm, Sürrealizm, Kübizm, Klasizm... Her akım kendi başlığının altında hissettirir kendini. Kimler yok ki: Pisagor, Arşimet, Einstein, Nietszche, Descartes...
    Sona doğru "Hayatın Anlamını Arayan" başlığı çıktı karşıma. Benim dedim.
    Yazarımız Emre Karadağ , "6 Hakkında" başlıklı yazısında kitabının kurgusu hakkında okuyucuya kilit bilgileri sunuyor. Yerinizde olsam bu kısmı not ederim ve okurken yer yer bu nota göz atarım.

    BURCU BUYUKKIRCALI'DAN

    Ben geldim ve tabi ki Kitap Yorumu ile geldim Emre Karadağ
    Kitap Adı :6
    Karakterler H-P-İ-O

    Kitabın kapağında da yazdığı gibi "Dağılmış bir ailenin SAÇMA (!) öyküsü..
    1+4+1 =6 karmaşası. Alkolik bir baba , paranoya bir anne 3.tekil şahıslardan anlatılan Resim delisi kız kardeş ve kulakta Mozart'in bestelerini hatırlatan bir abla ...
    kitabın adı 6 fakat 7 bölümden oluşuyor. Her bölümde kendi içimde simetrilik bulunurken 6 bölümde birbirinden farklı simetri bulunuyor. Okumak sakin kafa gerektiriyor

    Beni En cok.etkileyen mavi gözleriyle dünyaya bakan kocaman gözlü müzik delisi idi.
    Sadece edebiyattan ibaret olmayan bir kitap. Ruh analizleri derin düşüncelere damlanıza sebep olabilir. Psikoloji , müzik , resim , edebiyat bir bütün.

    BELGİN ŞAHİN'DEN

    *Kitap; 4 kişilik,sorunlu bir ailenin ruhsal bunalimlarini, "6" bölümde anlatmis..Ha bir de 1+4+1=6 eder cümlesi var sürekli tekrarlanan anlatimda..
    *Karakter isimleri yok, her karaktere giriş bölümünde harf verilmis.(H,O,P,İ )..Sanirim yazar bunu okuyucunun bulmasini istemis.🤔
    *Evin evlat edinilen HİSTERİK kizi (H)
    Evin alkolik ve OBSESİF babasi(O)
    Evin hasta ve PARANOYAK annesi(P)
    Evin silik kalmis ve İKİ BOYUTLU kizi (İ)
    ( Giris kismini okuyacaklarin daha iyi algilamasi icin biraz tüyo verdim)
    *Degisik,alisilmisin disinda..Karakter ismi yok(siz bulacaksiniz)..Zaman, mekan yok..Anlatimlar bazen "biz", bazen "ben",bazen "onlar"..
    *Ancak;kitabin genelini okuyunca,yazarin karakterlerin duygularini anlatirken ,ilgi duyduklari sanat dallarini da anlatmasi ve bunu yaparken de bu sanat dallarinin akimlari ve onculerinden de bahsetmesi ilgimi cekti..(Resim, muzik,sinema...)
    Örneğin; HİSTERİ bölümünde;evlat edinilen histerik kizin(H) duygulari klasik muzige duydugu ilgiyle, anlatimda beraberinde, Mozart,Bach...(ve diğerleri)da getirmis oykuye..Ya da;
    İKİ BOYUTLU İNSAN bölümünde, evin adeta iki boyutlu silik öz kızı (İ) nin duygulari onu ilgi duydugu resim sanati ile anlatilmis..(Sürrealizm,Kübizm..ve diger..)
    *SONUC OLARAK ;
    Bence anlatigim teknigi ve kurgu biraz karmasik gorunse de kitap, okuyucusunu düsünmeye, analiz e cagiriyor..Sıradısı..🤔
    Uzun seneler analiz yapma yorgunlugunu tasiyan ben ( meslegimden dolayı) bu sefer zevkle yoruldum
    *Dümdüz bir hikaye olmamasi kitaba deger katmis bence..
    Yazarimizin emeğine ve kalemine sağlik..

    NİLGÜN ÖZER'DEN

    Alışılagelmişin dışında farklı bir kitap okumak isteyenlerin düşünmeden alıp okuması gereken ilginç bir kitap Emre Karadağ'ın " 6 " kitabı.

    Kitabi anlatım tekniği ve edebi açıdan yorumlayacak kadar birikim sahibi olmadigim için o konuya girmeyeceğim bile.

    Kitapta bahsi geçen karakterlerin isimleri belirtilmemiş.
    Anne, baba ve iki kız çocuğundan oluşan aykırı, dağılmış dört kisilik bir aile...
    Ailenin her biri farklı psikolojik rahatsızlığı olan kişiler.

    *Histerik , evlatlık alınmış kız çocuğu
    *Paranoyak bir anne
    *Obsesif bir baba
    * ikinci boyutlu insan bölümünde daha detaylı karşımıza çıkan evin küçük kızı.

    Karakterlerin içsel, vicdanı hesaplaşması ... Farklı sanat dallarına ait terimler ve göndermeler anlatıma hareketlilik katıyor ve merak uyandırıyor.

    Koyu renkle belirginleştirilmiş cümleler , karakterlerin psikolojik rahatsızlıklarının özelliklerini, belirtilerini vurgulamak için kullanılmış sanırım.

    Teşekkürler sevgili Emre Karadağ kalemine, emeğine sağlık.

    GÜLŞEN GÜNEŞ'DEN

    6
    Bir okudum bitti deyip tek avazda yorumlanmasi güç bir eser.
    İcinde barındırdığı 4 karekterden ic sesimize uzanan devasa bir yolculuk.
    Bazen hasta oluyorsun bazen sarhos bazen öfkeden kan kusuyorsun bazense yanlizca yapayalnız.
    Bir uçtan bir diğerine yol alirken her karekterde kendine rast geliyorsun mutlaka.Ustelik bunları yaparken hep arkada sanatsal bir fonla adimliyor oluyorsun.
    Her bölümde rastladığın şey,bir bilinmeyeni sorgularken düşüncelerini saçma ötesine kadar varıp Ne Ne icin Ne kadarlarla öyküye yeniden dalıyorsun.
    Son olarak üsluplardaki ikilemler başta belirtmeliyim ki ömrümü yemisti ama her vurgu içime seslenişte etkenmiş.
    Sandığım dan fazla büyüsundeyim şu an. Olağanüstü döngüyle derinlerime uzandığı için kendisine ne kadar teşekkür etsem az Emre Karadağ ‘in.
    Elime gectiginden beridir neden okumadim erteledim diye de oturup sorgular şimdi kendimi beynim ((:
    Hersey icin burda olduğum icin kitap icin seni tanıdığım için.....
    Minnetarim Emre bey

    BAŞAK DOĞRUYOL'DAN

    6 Bitti mi?Bitti gibi mi yaptı?
    Delirmeye hazır mısınız?Saçma bir öyküye dalıp kendinizi kaybetmeye,bir solukta okumak istedikçe bitmesin diye sayfalarla bakışmaya ve zaten iflah olmaz bir deli iseniz derecenizi yükseltip huninizi büyütmeye... ;) Hazır mısınız?
    Evet sevgili Emre Karadağ'ın kitabı 6 ile tanışmaya çok hevesli iken veda etmeye niyetli değilim.
    Uzun bir yorum yapıp sizleri sıkmak istemem ama birkaç kelam etmeden bu kitabı okudum diye geçiştirmek de istemem.
    Saçmalıklarla dolu bir kitap. Ciddiyim.Saçma olduğu kadar çarpıcı,realist,sarsıtıcı,oturduğunuz yerden şöyle bir sallayıcı.
    Edebiyatı hiçbir zaman salt bağımsız bir sanat olarak görmedim.Sanatın her dalının birbiri ile bağlantılı olduğuna inanlardanım.
    Bu kitapta edebiyat,felsefe,müzik,resim,tiyatro,sinema.Hepsi var!Günlük hayatın realitesi,gerçek olmayacak kadar hayali kuramlar bir o kadar da kendinizi,ailenizi,seni,beni,onu,bizi bulabileceğiniz bir kitap!Uzun süre etkisi altında kalacağınızdan eminim
    Herkes okusun mu?Bence herkes okumasın.Kendine güvenmeyen ve 6 zamanı gelmeyen okumasın.Hazır olunmadan okunmayacak bir kitap.
    Derli toplu,aşk dolu,sakin bir kitap arıyorsanız da okumayın.
    6' yı sanırım kıskanıyorum ve kimse okumasın istiyorum :) Nacizane yorumuma göz gezdirirken size bir de arka fon müziği ayarladım.Malum 6 klasik müzik olmadan olmuyor ;)

    ASLAN NAZ'DAN

    Bir düşünün, her hangi bir konu için;
    “Aa öyle olduğunu hiç fark etmemiştim.” dediniz mi hiç?
    “Yaa öyle miymiş, hiç farkında değilim.” dediğiniz oldu mu?
    Peki ya “Bunca zamandır önünden geçiyorum şimdi fark ettim.” dediniz mi?
    Fark: ayırım demektir temel anlamda.Farklı olmak ise temel anlamdakinden kendini ayırmaktır.Ben farklı olmayı orijinallikle aynı anlamda kullanmaya çalışıyorum.Yani hiç kimsenin yapmadığını yapmak tek olmak, örnek olmak gibi.
    Emre Karadağ 6 da kendi deyimine göre saçma sapan hikayelerde farkı yakalamış.Farkı öyle bir yakalamış ki olayları bazen tualler üzerine resmetmiş, bazen de diojene somuş ne aradığını.Darvinle resmetmiş insanın nerden geldiğini, ha maymunu da ihmal etmemiş.Cenneti cehennemi ayağınıza getirmiş siz zahmete katlanmayın diye.Tanı ve tedavi de 6 da.Her kesimin bir parçası sayfalarda gizlenmiş bu gizi keşfetmek okuyucuya kalmış bir anlamda.
    6’nın ne anlama geldiğini de merak ediyorsanız 111. Sayfaya kadar sabretmeniz gerekecek.

    Sevgili Emre Karadağ; başarıyı yeni söylem ve farklarda yakalaman dilek ve temennilerimle.

    KAMİLE ÖZTEMEL'DEN

    SİNDİRE SİNDİRE OKUDUM VE BİTİRDİM...
    Öncelikle Yazar Emre Karadağ 'ın kalemine yüreğine sağlık.Tebriklerimi sunarım...
    Böyle bir kitabı yazmak gerçekten cesaret ister.Bana göre çok büyük bir başarı
    Gönül rahatlığıyla okunmasını tavsiye ederim...
    Şimdi 7 Bölümden oluşan kitaptan anladıklarımı bölüm bölüm kısaca özetleyeyim ;
    NEVROZ BÖLÜMÜ ; Anladığım kadarıyla iyi niyetle başlanmış bir evliliğin , sonradan babanın ilgisizliği ve annenin ( iletişimsizlikten ve içine kapanmasından ) Paranoya hastası olması sebebiyle huzursuz ve kopuk bir aileye dönüşmüştür..
    HİSTERİ BÖLÜMÜ ; Öyle bir ortamda hastalıklı bir ruh haliyle yetişen evlatlık kız kendi kafasından kendine göre bir dünya kurmuş orada yaşıyor...
    PARANOYA BÖLÜMÜ ; Annenin kendi iç dünyasındaki kendisiyle ve yaşadıkları ile çekişmesi...
    OBSESYON BÖLÜMÜ ; Babanın kendi hayal dünyasında kurguladığı sahnelerde yaşaması...
    İKİ BOYUTLU İNSAN ; Böyle bir ortamda büyümüş bir kızın ablasından etkilenerek gölgesi altındaki silik hayatı...
    HAYATIN ANLAMINI ARAYAN BÖLÜMÜ ; Yazarın , kainatın var olma sebebini tüm varlıkları konuşturarak araştırması...
    7 BÖLÜMÜ ; Sürekli 4 Kapıdan bahsedilen bir bölüm.
    İlk kapı ; insanın doğumu
    İkinci kapı ; Çocukluk ve gençlik çağı
    Üçüncü kapı ; Orta yaş ve yaşlılık çağı
    Dördüncü kapı ; Ölümün kapısı
  • Asıl olarak kalp, Allah'ı sevmek içindir.Allah insanları bunun üzerine yaratmıştır.Kim aşka müptela olursa, iman ve tevhid eksikliğinden olur.
  • Bir günde doğacaksın... büyüyene kadar onca sene geçecek, ama bilemeyeceksin ki, ağaçtan mı?
    topraktan mı? çimenden mi? yoksa bir nur'dan mı var edildiğini bulana kadar kaybolacaksın. Olup bitenden, yitip; gidenin, nereye gittiğini bulana kadar.. bulamayacaksın!
    Sorgulamadan
    Yargılamadan
    Susarak kabulleneceksin ölümü...

    Dur bakalım hele, ölüm yok... izdirap çok, aşk kayıp.
    Ulu-orta kalacaksın, korkuyla, eziyetle, mahkûmiyetle... Dünya dönecek, fark etmeden yürüyeceksin. Karşına iki yol çıkacak: yanlış yola saptığını bilmeden, panikle.. heyecanla... arzuyla yürüyeceksin.. Keyfleneceksin.. sarhoş olacaksın.... bayılacaksın.

    Geri dönemeyeceksin! Yol çok geride kalmış olacak.oturup dinleneceksin; yoruldun, susadın, acıktın....
    Bir ağacın gölgesine düşeceksin. Bitkinsin, çığlık atacaksın ama, sesin kısık; nida içinde kaybolacak. Allah'ım diyeceksin -alışkanlık yukarı da Allahı arayacaksın- göremeyeceksin. Ağacın uçlarında eğilmiş yemiş göreceksin.. belki elma, armut, kiraz. Belki de incir. Uzanacaksın. Alıp şapırtadarak, densizce yiyeceksin. Nasıl eline düştüğünü bilmeden! "Şanslıydım sadece" diyeceksin.

    Zıplayarak gelen bir tavşan az ötende. İşte av diyeceksin! -Bir şeyleri koklaya dursun- düşünmeden. Usulca bir şeyler arayacaksın. Yavrusu... sevdiği... açlığı var mı ? diye düşünmeden.. Bir çalıya, dala takıp yiyeceksin. Ben yakaladım, kudretim, kismetimsin diyeceksin. Böbürlenmek mi ? O da nedir ki diye içinden geçirmeyeceksin. Savaştım, kazandım. Benim!

    Uzanıp, uyuya kalacaksın. Gündüz uyuyanlar, gece de sana avcı olacak. Aklını kullanıp sabaha kadar yaşama savaş vereceksin. Tavşan'dan şanslı olacaksın. Yarı baygın vaziyette, yüzünü koca sıcak bir güneş, öperek uyandıracak. Gözlerin şiş, için uyuyacak, yol seni çağıracak... düşeceksin bir yolun ardına. Git git bitmeyecek. Bazen patikalara sapacaksın. Ve açsın, yine aç. Savaştan az evvel ayrılan askerin yorgunluğu bitecek üzerinde. Dizlerinin üzerine düşecek... kanayacak.. yara olacak. Uff diyeceksin, üzerine giydiğin kumaş, yaraya tuz olacak.

    Birkaç saat evvel ki yemişler gelecek damağına, cebine bile koymadığın gelecek aklına. Aptal diyeceksin kendine, nasipten öteye getirilmeyeceğini bilmeden...

    Tavşanın o lezzetli tadı gelecek damağına yine, yeniden; tekrar tekrar... serap göreceksin: elinde budu tam ısırırken. Yok yok... dizine kumaş bir daha değecek! Aklına tuz gelecek, tavşan benlikte saklı. "Acımadan nasıl da kıydım?" diyeceksin. "Yemiş neyime yetmedi ki?" diye düşüneceksin... Belki de senin hakkındır, nereden bileceksin...

    Elbiseni diz üzerine kadar yırtacaksın. Güneş bacaklarını pişirecek, haram oduğunu bilmeyecek kadar cahil olacaksın; öğreneceksin. Karşına bir nehir çıkacak, ayakların yerden kalkmamacasına bitkin. Gözlerin kocaman açılacak, su diyeceksin, atlayacaksın içine; yüzmek nedir bilmeden. Çırpınacak, bir dala saplanana kadar, defalarca... boğulmadan az evvel kurtulacaksın.

    Kıyıya uzanmış nefesini toplamaya çalışırken, gözlerine; parlak, yaldızlı bir şey ilişecek, başını kaldırıp bakacaksın... balık! Üzerine atlamak isteyeceksin, ama ürkeceksin.

    Birkaç dalı, defalarca koparacak, bir birinin içine geçirerek (sepet vari) ağ yapacaksın; uzunca sağlam bir çubuğun ucuna bağlayacaksın; savuracaksın nehre: başarısız olsanda, defalarca bıtkına bıtkına atacaksın. Bir tane, bir tane, ardından bir tane daha gelecek. Çekileceksin kenara. Balığın bir tanesi seslenecek sana "ikimizi şimdi üçüncüsünü yola çıkmadan yiyeceksin!" şaşıracaksın; "balık konuştu! Balık konuştu..." silkelenip kendine geleceksin, iç sesin olduğunu fark edecek, balığını ateşte pişirmeye baslayacaksın...

    Karnın doyacak, düşünmeye başlayacaksın! Bu "nimet ?" diyeceksin, daha fazla sorgulamayacaksın ama, öğreneceksin...

    Sonra insanların içine karışacaksın, şekil şekil, renk renk, desen desen, boy boy. Seveceksin! Böylelikle, sevmek nedir öğrenmeye başlayacaksın. Sonra bir başkasını, diğerini, öbürünü. Aşık oldum zannedip aldanacaksın. Meğer değilmiş diyeceksin, ama yanacaksın, yanmayı öğreneceksin.

    Bir daha sevmeler var, ardından kaybolan umutlar.. ah! Tabii hayal edeceksin, gecende gündüzünde, bir iş tuttumuş çalışırken. İsimleri sayıklayacaksın, yanından geçenler: "efendim ?", "Bana mı diyorsun? " , "karıştırdınız galiba!" Soruları gelecek, farklı zamanlar da.

    Karşına bir bina çıkacak her seferinde; yanından geçecek, içinde ne var diye merak etmeden öğle yabancı gibi geçip gideceksin, defalarca, umursuzca. Yukardan yankılanan sesin ne olduğunu merak etmeksizin.

    Sonra birisi koşarak geçecek yanından, o ses yine seni çağırıyor olacak; "Allahü Ekber" ardına bakacaksın, bu adam nereye koşuyor... düşeceksin peşine, gireceksin bir geniş kapıdan, yerler kırmızı halı, tavandan asılan avize, yerde oturan bir kaç insan. Geçip bir köşede oturacaksın.

    Onlar bir saf olup aşkın kıyılarında dolaşmak isteyecek, sen öylece bakacaksın, bebeğin yemek beklemesi gibi, hiçbir şeyden habersiz. Onlar dağılacak; olacak ya dağılırken sana garip garip bakacaklar, sen garipseyeceksin, kaşlarını çatacak, "ne var lan?" diyecek duruma geleceksin.

    Aklı başında bir adam gelecek, başucunda durup "Selamın Aleyküm" diyecek. Öğlece bakakalacaksın. Eğilecek, diz üstü çöküp "otur" diyecek sana, sen "oturuyorum ya" diyeceksin. "Benim gibi otur" diyecek. Şaşkın... korkak... ürkek... oturacaksın. Dizin, dizine değecek; çekileceksin hafiften. "Dur!" diyecek sana "dur!"

    Yaklaştıracak dizini, dizine. "Hoş geldin," "burası neresidir, bilirmisin?" diyecek sana. Sen, başını sallayıp sallamama arasında kalacaksın. Sonunda kekeleyerekte olsa "hayır!" diyeceksin.

    "Burası bizim dilimizde Mabed'dir.Allah'ın evi de deriz. Dinimiz İslam'dır. Allah'ın insanoğluna emanet ettiği son dindir. Kelime-i Şehadet getirir. Müslüman oluruz. Sadece bununla kalmaz. Allah'ın emrine boyun eğeriz."

    "Allah nedir?" diye yargılayacaksın. Sen yeni doğacak olan insaoğlusun, bilemezsin. Öleceksin ki, doğasın. "Ölen doğar mı?" diye afallayacaksın. Zamanı gelince öğreneceksin.
    Kadim Tataroğlu

    Kusur ettiysek affola, hata ettiysek Rabbim afede..

    Okuyan gözleriniz, dert keder görmesin efendim.
    Sevgi ve saygı ile sağlıklı, imanlı ömür dilerim.
  • her şey yapılabilir 
    bir beyaz kağıtla 
    uçak örneğin uçurtma mesela 
    altına konulabilir 
    bir ayağı ötekinden kısa olduğu için 
    sallanan bir masanın 
    veya şiir yazılabilir 
    süresi ötekilerden kısa 
    bir ömür üzerine.
    bir beyaz kağıda 
    her şey yazılabilir 
    senin dışında 
    güzelliğine benzetme bulmak zor 
    sen iyisi mi sana benzemeye çalışan 
    her şeyden 
    bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor 
    belki tabiattadır çaresi 
    senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin 
    ve benim 
    bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim 
    anlarım bitkiden filan 
    ama anlatamam 
    toprağın güneşle konuşmasını 
    sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
    sen bana ışık ver yeter 
    bende filiz çok 
    köklerim içimde gizlidir 
    gelen giden açan soran bere budak yok 
    bir şiir istersin 
    “içinde benzetmeler olan” 
    kusura bakma sevgilim 
    heybemde sana benzeyecek kadar 
    güzel bir şey yok
    uzun bir yoldan gelen 
    tedariksiz katıksız bir yolcuyum 
    yaralı yarasız sevdalardan geçtim 
    koynumda bir beyaz kağıt boşluğu 
    her şeyi anlattım 
    olan olmayan acıtan sancıtan 
    bilsem ki sana varmak içindi 
    bütün mola sancıları 
    bütün stabilize arkadaşlıklar 
    daha hızlı koşardım 
    severadım gelirdim 
    gözlerinin mercan maviliğine
    sana bakmak 
    suya bakmaktır 
    sana bakmak 
    bir mucizeyi anlamaktır
    sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır 
    aşk sorgusunda şahanem 
    yalnız kelepçeler sanıktır 
    ne yazsam olmuyor 
    çünkü bilenler hatırlar 
    hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar 
    bahçıvanlar değil tüccarlardır 
    sen öyle göz 
    sen öyle toprak ve güneş ortaklığı 
    sen teninde cennet kayganlığı iken 
    sana şiir yazmak ahmaklıktır
    bir tek söz kalır 
    dişlerimin arasından 
    ben sana gülüm derim 
    gülün ömrü uzamaya başlar
    verdiğim bütün sözler 
    sende kalsın isterim 
    ben sana gülüm derim 
    gül sana benzediği için ölümsüz 
    yazdığım bütün şiirler 
    sana başlayan bir kitap için önsöz
    sana bakmak 
    bir beyaz kağıda bakmaktır 
    her şey olmaya hazır 
    sana bakmak 
    suya bakmaktır 
    gördüğün suretten utanmak 
    sana bakmak 
    bütün rastlantıları reddedip 
    bir mucizeyi anlamaktır 
    sana bakmak 
    Allah’a inanmaktır #yilmazerdogan