Alain de Botton’un Aşk Üzerine kitabı beni hem aklımla hem kalbimle yakaladı. Aşkı yalnızca bir his olarak değil, bir düşünme biçimi gibi anlatıyor. Bu kadar mantıkla düşünen biri olarak, cümlelerinin neredeyse hepsine çizgi çekmem boşuna değil; çünkü her biri duyguyu akılla açıklamanın zarif bir yolunu bulmuş.
Kitabın beni en çok etkileyen yanı, yalnızca aşkın felsefi analizini yapması değil, bunu yaşanmış bir hikâyenin içinden anlatmasıydı. Chloe’ya olan aşkını öyle sade, öyle insani bir dille aktarıyor ki, bir yandan kendi yaşadıklarını sorguluyorsun. O an fark ediyorsun: aşk, düşündüğün kadar büyülü ama aynı zamanda düşündüğün kadar kırılgan.
De Botton’un “olgunlaşmamış aşk” ve “olgunlaşmış aşk” ayrımı içimi çok düşündürdü. Olgunlaşmamış aşk heyecanlı ama kör; olgunlaşmış aşk daha sakin ama eksik gibi. Yine de ben inanıyorum, aşk tamamen sönmüyor. Sadece biçim değiştiriyor. Heyecan yerini derin bir meraka, tutku yerini sessiz bir sevgiye bırakıyor. Eğer merak kalıyorsa, sevgi hâlâ oradadır.
Aşk Üzerine, bana aşkı romantik bir masal gibi değil, insan olmanın kaçınılmaz bir hali gibi hissettirdi. Gerçek, acı, güzel ve yer yer komik. Belki de bu yüzden bu kadar etkilendim — çünkü aşka ilk kez biri bu kadar dürüst bakmıştı.