Puan vermedi·155 syf.····Okunma: 01 Ağustos 2023 22:54 “Dünya kötü bir durumda ama herkes elinden gelenin en iyisini yapmazsa her şey daha kötü olmaya devam edecek” düşüncesiyle, Nazilerin Yahudilere yaptığı işkencelerden kurtulma şansı olduğu halde o şansı, en iyisini yapmak için kullanıyor yazar. Orada kalıp aynı acıyı paylaşıyor. Onu ayakta tutan, ruhen güçlü kılan tek şey ise hayatının bir anlamı olması.
Yahudi kökenli bir nörolog ve psikiyatrist olan Victor frankl içindeki boşluğu doldurmak isteyen ama asla dolmayacağını düşünenlere armağan etmiş sanki kitabını. Zira II. Dünya Savaşı'nda esir düşmüş, bacalardan tüten insanları izlemiş ve ailesinin katledilmiş olması bile kendisini boşluk girdabına itmemiş.
Kitabı okurken Dövüş kulübü filminden bir sahne düştü zihnime. Bu sahnede, şişirilmiş egosuyla ‘kendimi seviyorum, kendimi seviyorum, kendimi seviyorum’ diyen bir adam var. Dövüş kulübü aslında modern Batı medeniyetine, modern kapitalist medeniyete yöneltilmiş, çok enteresan bir eleştiridir. Burada çok ilginç bir söz ediyor kahraman:
“Biz tarihin çocuklarıyız,
Bir yerimiz bir amacımız yok,
Bizim büyük bir savaşımız yok, büyük ekonomik buhranımız yok,
Bizim büyük savaşımız manevi bir savaştır,
Ve bizim büyük depresyonumuz hayatlarımızdır” diyor.
Bu ifade, Batı uygarlığına yönelik büyük bir eleştiridir benim için.
Zira her şey amaçsız bir mutluluğa bağlanıyor.
Öte yandan, biz kendi medeniyetimize baktığımız zaman; büyük şair Sadi-i Şirazi’nin bir sözüyle karşılaşıyoruz: “İnsan bir damla kan ve bin bir endişe…” İnsan, hep endişelere sahip olagelmiş bir varlıktır. Amaçsız ve başıboş yaratılmamıştır.
Lakin günümüz toplumunda çok önemli bir değişim mevcut çünkü insanlar giderek yaşama amacını kaybediyor. Hepimiz maddi değerlere ulaşmak için çok fazla zaman harcıyoruz. Ancak bu maddi değerlere ulaşırken harcadığımız zamanı sevdiklerimizden ve kendimizden esirgediğimiz için, mutluluk için çıktığımız yolda, yine mutsuz olup geri dönüyoruz. Çünkü insana mutluluk veren değerler satın alınamaz. Onları bir mağazadan beğenerek alamazsın.
Peki neleri mağazadan alamıyoruz? Biz sevgiyi, dostluğu, aile hayatının zevklerini, sevdiklerimizle ilgilenmekten ya da sıkıntı içindeki bir komşuya yardım etmekten gelen tatmini, iyi yapılan bir işten gelen öz saygıyı, iş arkadaşlarımızla veya başka insanlarla kurduğumuz iyi ilişkilerden edindiğimiz memnuniyeti, takdiri, sempatiyi mağazalardan satın alamıyoruz. Aslında hayatın mutluluğu, bu şekilde paraya tebdil edilemeyen, parayla değiş tokuş edilemeyen değerlerde saklıdır.
Ve her insanın anlam arayışı da kendine özgüdür. Kişi anlamını bulduğunda kemale ermesi kaçınılmaz olur. Yazarımız acılarla kemale erişi ve her insana acının farklı tezahürünü ele almış. “ Eğer hayatta bir anlam varsa acının da bir anlamı olmalı” diyor.
Velhasıl hayatlarımızda acı kaçınılmazdır. Önemli olan acı çekmesini bilmek ve Rahmani bir nazarla o acıya bakabilmektir. Ölümle son bulmayacak anlamlar bularak gök kubbede hoş bir sâda bırakabilmek niyetiyle. İyi okumalar...